Uçkan Hukuk Avukatlık & Danışmanlık

Video ve Medya

Hukuk Masasıprogram kayıtları.

Av. Betül Uçkan, TH TurkHaber Tv ekranlarında yayınlanan Hukuk Masası programına konuk olarak katıldı. Bölümlerde ele alınan hukuki konuların özetlerini ve sık sorulan soruları aşağıda bulabilirsiniz.

Hukuk Masası 25. Bölüm kapak görseli

Yayıncı: TH TurkHaber Tv · Konuk: Av. Betül Uçkan

25. Bölüm · Ceza Hukuku

Toplumda Cezasızlık Algısı

Cezasızlık algısı, işlenen suçların karşılıksız kaldığı yönündeki toplumsal kanıdır. Bu algının başlıca kaynağı, cezanın hiç verilmemesi değil; verilen cezanın infaz edilmeden erteleme, denetimli serbestlik veya hükmün açıklanmasının geri bırakılması gibi kurumlarla sonuçlanmasıdır.

Hükmün açıklanmasının geri bırakılması (HAGB) nedir?

HAGB, sanık hakkında kurulan hükmün belirli koşullarla açıklanmamasıdır. Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 231. maddesinde düzenlenir. Sanık beş yıl denetim süresine tabi tutulur; bu süre içinde kasıtlı yeni bir suç işlemezse dava düşer. Hüküm açıklanmadığı için adli sicile de işlenmez.

Hapis cezası hangi hâllerde ertelenir?

Türk Ceza Kanunu’nun 51. maddesine göre iki yıl veya daha az süreli hapis cezaları ertelenebilir. Mahkeme, sanığın daha önce kasıtlı bir suçtan üç aydan fazla hapis cezası almamış olmasını ve yeniden suç işlemeyeceği yönünde kanaat oluşmasını arar. Erteleme hâlinde bir ila üç yıl arasında denetim süresi belirlenir.

Bu kurumlar cezasızlık mı yaratıyor?

Hukuken hayır. Erteleme, denetimli serbestlik ve HAGB cezanın kaldırılması değil, infaz biçiminin bireyselleştirilmesidir. Ancak mağdur açısından sonucun görünürlüğü azaldığı için toplumda cezasızlık izlenimi doğabilmektedir.

Program transkripti 32 bölüm · otomatik çıkarıldı

Bu transkript ses kaydından otomatik olarak çıkarılmıştır ve hata içerebilir. Zaman damgasına tıklayarak videonun ilgili anına gidebilirsiniz. Yayın hakkı TH TurkHaber Tv’ye aittir.

00:00[MÜZİK ÇALIYOR] Değerli izleyenler, Türk Haber TV ekranlarına hoş geldiniz. Bir hukuk masası programında daha birlikteyiz. Yanımda çok değerli konum, avukat Betül Uçkan Hanım'la birlikte. Bugün toplumdaki cezasızlık algısını konuşacağız. Nasılsınız efendim? - İyiyim, çok teşekkür ederim. Siz nasılsınız? - Ben de iyiyim. Teşekkür ederim. - Evet, biz yine hukuk masasına bir hukuk iyi bir problemi döküyoruz. - Evet. - İsterseniz başlayalım yavaştan. - Tabi, buyurun. - Evet, bu toplumda cezasızlık algısı dediğimiz şey nedir? Öncelikle izleyenlerimize bu konu hakkında birazcık bilgi verir misiniz? - Şöyle, şimdi toplumdaki cezasızlık algısı şunu ifade ediyor. Kişilerin icra ettikleri suç teşkil eden eylemleri neticesinde herhangi bir yaptırım görmeyeceklerine dair bir inanç beslemeleri demek aslında. Yani kanun hem böyle bir şey yok, suç teşkil eden eylemlerimizin karşılığında ceza alırız. Fakat artık hem sosyolojik açıdan, hem günümüzdeki toplumsal dinamiklerin geldiği noktalarda, artık insanlarda böyle bir algı oluştu. Bu da bizim için aslında kötü bir şey çünkü insanlar suçun daha kolay ve basit işlenebilir. Aynı zamanda da bunun karşılığında da hiçbir yaptırımı olmayacağına dair bir inanç beslemiş oluyorlar. Cezasızlık algısı bunu ifade ediyor. - Yani aslında vatandaş diyor ki ben her ne suç işlersem işleyeyim bu suçtan dolayı ceza almam ne de olsa diye biliyor.

01:35Aslında cezasızlık algısı dediğimiz şey de bu değil mi? - Evet, evet. - Evet, peki bu cezasızlık algısına doğuran sebep nedir? Yani bir vatandaşın gerçekten ne de olsa ceza almam demesini sağlayan durum ve koşullar nelerdir sizce? - Şimdi öncelikle aslında vatandaşımız kanunu bilmiyor. Yani bizim uygulamada aslında gayet güzel işlenmiş Türk ceza kanunumuz ve ceza muhakemesi kanunumuz mevcut. Fakat bunun bilgisizliğinden kaynaklı durumdan ötürü insanlar ceza almayacaklarını düşünüyorlar. Fakat günün sonunda iş şuna varıyor, kanun koyucu, kanunu bilmemeyi bir mazeret ya da bir savunma olarak kabul etmez. Yani siz bir suç işlediğiniz zaman ve bununla ilgili bir yargılama sürecine girdiğinizde ben bunu bilmiyordum demek gibi bir lüksünüz yok. Yani uygulamada bir kanun varsa siz bunu bilmek zorundasınız. Ama insanlar bunu bilmiyor aslında kanundan bir haberler. Bu ne demek? Yaptırımlara dair insanların bir fikri yok, ben bir suç işlediğimde, birkaç tane yaralama suç işlediğimde bunu bana yaptırımı ne olur? Nasıl bir soruşturma, bir konuşturma sürecine dahil olurum? Bu süreçte tutuklanır mıyım, tutuksuz mu yargılanırım ya da hakkında nasıl adli kontrol tedbirleri uygulanır? Bu benim hayatıma nasıl etkiler, nasıl riskler alırım? Bunu bilmiyorlar. Bununla ilgili aslında bir bilgi sahibi olsalar, bunu somut örneklerini görmüş ve sürece ufaktan şahit olmuş olsalar aslında kendileri açısından caydırıcılığı daha yüksek olacak.

03:07Bir sebep olarak özetle bilgisizlik kanunu bilmemek diyebilirim. Peki kanunu bilmemenin yanı sıra, şu da olabilir mi? Çünkü benim aklıma öyle bir soru geldi açıkçası, örnek veriyorum ki "A suçu işleniyor, bu suçtan ötürü ceza alan insanlar var." Ama ceza aldıkları kamuoyuna yansatınmamış ya da belki de kamuoyunda yeteri kadar duyuru olmamış olan. Olaylar aslında vatandaşta "Ya ben bu suç işlesem bile karşılığında bir ceza almam ne de olsa fikrini yaratıyor olabilir." O yüzden aslında haberler bu konuda zaten toplumu bilgilendirmek için yaptığımız biz de her gün burada haberlerimiz sunuyoruz. Haberlerin içerisinde işte hangi suça karşılık, hangi cezalar alındığına vurgulayarak altını çizerek söylüyoruz. Çünkü biz de burada bir noktada onları bilgilendirmek istiyoruz aslında da. O yüzden vatandaşların çok dikkatli olması gerekiyor, hukuku bilmeleri gerekiyor en başta. Çünkü hukuku bilmeden davranan vatandaşların sonucu ne de olsa ceza almam deyip ne yazık ki hapishanede bitebiliyor, belki kendini korumak istiyor. Evet, çok da sizin sözünüzü almadan devam edelim. Bu sosyal medyanın da acaba etkileri var mıdır bunun için? Yani sosyal medya kullanımı da acaba suça teşebbüse sebep olabiliyor mu? Ya da gerçekten sosyal medya hayatımızda suç işlerken nerede? Çok doğru bir nokta yaparmak bastınız. Aslında haber kanallarının güvenirlik noktasında ne kadar çok topluma hizmet ediyorsa sosyal medya da bir o kadar aleyhe süreci işletiyor diyebiliriz.

04:37Çünkü şimdi toplumun çoğunluğunun gençleri oluşturuyor. Bu gençlerin çoğunluğu aslında haber kanallarını çok takip etmiyor. Herkes sosyal medya üzerinden toplumdaki işte olayları haberler hep sosyal medya üzerinden ediniyorlar. Ve sosyal medyada çok fazla bilgi kirliliği var, eksik bilgi var ya da yanlış bilgi var. Şimdi bu yanlış bilgiler sonucunda insanlarda direkt şu oluşuyor. Evet, şurada bir suç işlenmiş bu kişi kesinlikle fail, kesinlikle ceza alması lazım. Ama mesela tutuklanmamış. Bu direkt şu algıya oluşturuyor, evet ben o zaman bu suçu işlersem kimse bana da hiçbir şey yapamaz. Ben bununla ilgili bir yaptırım görmeyeceğim diyen bir kesim oluşuyor. Bunun yanında da suçun faili olma ihtimali olan vatandaşlarımızla bu konuyla ilgili ayrıca bir korkuya sürüküyor. Çünkü diyor ki ben böyle bir şeye maruz kalırsam, bana bunu yapan insan yani bana bu suçu işleyen faili herhangi bir yaptarım ön görülmemiş diye düşünüyor. Fakat bu tamamen sosyal medyanın süreci kanunun bazında negatif alehi işletmesinden kaynaklı doğan bir durum. Sosyal medya artık hayatımızın her alanına işlemiş durumda dijital bir çağın içerisinde yaşıyoruz ve insanlar ister istemez. Sosyal medyanın içinde yeni bir hayatın içinde buluyorlar kendini. Son zamanlarda şuna da tanık oluyorum ben. Sosyal medya üzerinden örgütlenmeler de başladı. Yani sosyal medya kullanıyken vatandaşların ayrıca zaten dikkat etmeleri gerekiyor.

06:09Çünkü orada örgütler olabiliyor, bazı suçlar işlenmek için toplanan kişiler olabiliyor. Son zamanlarda yaşanan durumları biliyorsunuz. Bu son zamanlarda bu bazı sosyal medya platformları üzerinden topluluklar oluşturulup o toplulukları üzerinden suçlar işleniyor ve bunun üstü örtülüyor zannediliyor. Ancak biz haberlerimizde gerçi artık sosyal medyada da haber paylaşımı oldukça yoğunlaştı dijitalleşmeyle birlikte. Bu yüzden vatandaşların çok çok dikkat etmesi gerektiğini isterseniz tekrardan bir altını çizelim. Siz sosyal medya için son olarak altını çizmek istediğiniz bir cümleniniz varsa bir de sizden bunu dinleyelim. Şöyle sosyal medya kesin ki çok tehlikeli. Yani yanlış kullanıldığı takdirde hem bir suçun mağduru olabilirsiniz hem de hiç fark etmeden bir suçun fail de olabilirsiniz. Yani dediğiniz gibi insanların toplu halde de suç işlediği bir platforma da dönüşüyor bir noktada. Aynı zamanda bu topluluğun size karşı suç işlediği bir noktaya da sürüklenebilirsiniz ve hiçbir şey anlamazsınız yani burada. Sosyal medyanın bir eksisi mağdur kaldığınız suçlardan sonra takibinin olmadığına dair yine bir düşünce var. Çok yaygın olarak dolandırıcılık, hakaret, tehdit, şantaj bu suçlar çok fazla işleniyor. Aslında burada benim en çok gözlemlediğim ve benim en çok üzen kısım bu hakaret, tehdit ve şantaj suçlarının gençlere ve küçük çocuklara karşı...

07:39Bazen yetişkinler bazen de başka çocuklar ve gençler tarafından işlendiği noktalar oluyor. Bu durumda çocuklarımız ve gençlerimiz doğal olarak hem çok korkuyorlar. Aynı şekilde çünkü yetişkin insanlar şöyle bir yola tercih edebiliyor. Çocukların ya da gençlerimizin bir şekilde hileyle, aldatma ile iradelerini fesada uğratıp onları manipüle edip... Devamında bu kişilerin mesela Müstehcan fotoğraflarını, işte Photoshop yoluyla eskiden artık yapay zekayla bunların editlerini yapıp bu kişileri tehdit ya da şantaj unsuru haline getirebiliyorlar. Bu noktada tabii ki de çocuklarımız çok korkuyor. Gençlerimiz bu noktada çok fazla endişe duyuyorlar ve hem ailelerinden çekindikleri için hem toplumdan çekindikleri için hiçbir şekilde aksiyon alamıyorlar. Yani hazır buradayken bunun özellikle altını çizmek istiyorum. Bu noktada buna dair bir tehdit altında olan kişiler varsa kanun bazında kendilerine verilen gerçekten birden fazla yol var, sonuna kadar gidebilecekleri yollar var. Öncelikle bir metanetlerini koruyup, sakin kalıp sonrasında da bütün yasal yollarını kullanmaları gerekiyor. Biraz cesur olmaya ihtiyacımız var bu noktada çünkü bu suçların, failleri belli, kişiler bu suçların aslında mağdurları olduğu noktada sanki kendileri fail miştesinde çok fazla endişe duyup geri planda kalabiliyorlar. Ama korkmadan bizim haklarımızı, temel haklarımızı ısrarla ve ofansif bir şekilde aramamız gerekiyor aslında.

09:13Evet yani aslında vatandaşlarca da şu oluyor, örnek veriyorum. Herhangi bir suç örnek veriyorum ki birisi sizin fotoğrafınıza aldı ve bunu kullanmak istedi sizin aleyhinize şekilde. Ancak karşı taraf çok ciddi bir şekilde olayları çok güzel rayına koymuş, güzelce oturtmuş, karşı tarafı ezebileceği bütün her şey biliyor. Burada vatandaşın aslında gerçekten kendi haklarını, hukuki haklarının hepsini teker teker bilmesi çok önemli. Çünkü bazıları da diyor ki ya ben şimdi bunu şikayet edersen başıma acaba ne gelir? Korkusuyla şikayet etmekten geri de çekilebiliyorlar. Bu noktada vatandaşlara şikayetçi olmaları sizin altın çizdiğiniz gibi aslında bütün hukuki dengelerin bunun üzerinden kurulmuş olduğunu tekrardan söyleyelim vatandaşlarımıza ki böyle bir durumla karşılaştıkları zaman muhakkak bir avukatla iletişme geçip kendi haklarını koruyabilsinler. Burada avukatlara da çok iş düşüyor, aslında siz her bireyin bir sözcüsü gibisiniz. Ananızda iki avukat bir araya gelip karşılıklı taraflarda, avukatlar zaten konuşuyor, iki sözcü konuşuyor. O yüzden hakları bilmek çok çok önemli, haklarımız için avukatlarımıza da çok ihtiyacımız var diyelim. Peki bu sosyal medyanın suç işlenmesini aracılık ettiği durumlarda başka örnek verilebilir mi? Yani bu hallerde vatandaşın yapması gereken diğer şeyler nelerdir? Aslında çok yaygın ve çok basit bir şekilde uygulanan bir suç dolandırıcılık bu aşamada aslında nitelikli dolandırıcılık oluyor. Çünkü sosyal medyada, yani internet aracılığıyla bu suçu işlediğinizde suçun nitelikli halin işlemiş oluyorsunuz. Şimdi insanların kişisel verileri çalındığı için şu an toplumda güncel olarak bütün vatandaşların,

10:50TC hekimlik bilgilerinden, adreslerinden, telefon numaralarına kadar bazı insanların eline geçti. Yeri geldiğinde bunlar ücretle dahi satılabiliyor. Bu suçu gerçekten işlemeye niyet etmiş kafaya koymuş insanlara karşı. Bu da ne oluyor? Şu demek oluyor. Biri size telefonla aradığında ya da internet üzerinden size ulaştığında size polis gibi, savcı gibi, avukat gibi tanıtıp sizden, işte size TC hekimlik bilginizi söyleyip adresinizi, telefonunuzu ya da yakınlarınızın hekimlik bilgilerine kadar size verdiğinde bir anda bir inandırıcılık oluşturup, sonrasında sizden şöyle bir yargılamanız var, siyasi bir suçtan yargılanıyorsunuz, kırmızı bültenle aranıyorsunuz gibi tehditlerle sizden para alıyorlar. Bu noktada da yaşlılarımız aslında en çok paniyi yaşayanlar oluyor. En çok ağa düşenler onlar oluyor. Ama şunu da bilmeleri gerekiyor ki devlet ve hukuk sistemimiz hiçbir zaman bize telefonla ulaşmadı ve ulaşmayacak. Bu hiçbir zaman olmadı ve olmayacak. Size tebligat gelir, evinize gelir, kare kottu gelir ki artık şurada var yani evrakların kare koduna kadar taklit ediyorlar. Ama bir şekilde böyle bir durumla karşılaştığınızda kesinlikle bir danışmanlık almanız gerekiyor bu konuda. Hukuki danışmanlık almanız lazım ki kendinizde olası tehditlere karşı korumanız için dolandırıcılık konusu şu an çok fazla gündemde bu konuya özellikle dikkat edilmesi gerekiyor.

12:21Bir de aynı zamanda şöyle bir şey de var. Mesela dolandırıcılar şu şekilde de devam ediyor. Gerçekten kişiyi çok iyi izliyorlar. Yani kişi yakın zamanda nerede bulunmuş? Herhangi bir başına bir sıkıntı gelmiş mi? Çünkü vuracakları yere asını oradan buluyorlar. Önek veriyorum kişi bir kaza trafik kazası geçirmiş. İki araç birbirine vurmuş. İki araçta hasar var diyorlar ki evet bu iki araç birbirine çarpmış. Birinden birini kopartabiliriz düşüncesi bir anda ne yazık ki mağdurları arıyorlar. Onlardan para isteyip evet böyle bir kazanız vardı deyip önce onların güvenini sağlayıp sonrasında onlardan para isteyebiliyorlar. Peki bu tarz konularda vatandaş kendi hakkını aramak için örnek veriyorum. Biri beni aradı bir kaza geçirdim ve dediler ki yani şu paraya ödemezseniz hakkınızda işte şöyle şöyle şeyler olacak diye beni arayıp söyletler. Ben de ne yazık ki onların ağına düştüm. Peki o süreçten sonra nasıl davranmam gerekiyor? Düştüğünü fark ettim ama biraz geç. Hani tam o kritik noktada ceza alabilir mi karşı taraf? Şöyle bu işin takibinin ne kadar sıkı bir şekilde ilerlediğine bağlı olarak değişiyor. Tabi ki de işin işin işten geçtiği noktaya da noktada da bulabilirsiniz kendinizden ama şimdi burada başlangıçta bu arada iki farklı suç var. Aynı zamanda kişisel verilerin ihlali söz konusu. Sonrasında da diyelim ki örneğimizdeki gibi dolandırıldığınız bir dolandırıcılık suçunun mağdurusunuz artık. Yani tabii ki de soluğu emniyete gidip şikayetçi olmakta hatta emniyete bile değil direkt savcılığa gidip suç duyurusunda bulunup bu kişiler hakkında en hızlı şekilde tedbirlerin önlemlerini alıp haklarındaki delillerin toplanmasını yani bu sürecinin en hızından başlatılması gerekiyor.

13:59Kişiler bunları kendileri de yapabilirler. Bu konuda aslında avukat tutma zorunluluğu yok fakat dediğim gibi sahip olduğumuz haklarımızı ve gidilecek yasal yolları vatandaşlar doğal olarak işte hukuk sistemine hizmet eden, çalışanlar kadar iyi bilmediklerinden dolayı bu konuda danışmanlık almak en doğrusu olacaktır. Yani en hızlı şekilde soruşturma aşamasını başlatmak ve sıkı bir şekilde takibini yapmak bu konuda çok önemli ki zaten şikayete bağlı bir suç baktığınızda hani şikayete tabii suçlarda altı aylık sizin zaman aşımı süreniz var. Bu süre geçtikten sonra zaten şikayetçi olma hakkınız kalmayacak. Genelde dolandırıcılık noktasında bir de şöyle bir durum var sosyal medya hesaplarında yani sosyal medya üzerinde bu tikler işte küçük ticari işletmeler şeklinde kalıyor. Mesela takipçi satın alınarak sanki gerçek bir hesapmış gibi gösterilip bu hesaplar üzerinden satış yapılıyor. Şimdi aslında burada kişiler dolandırıcı suçunun mağduru olmasına rağmen akılarına ilk gelen şey hani ben paramı geri alayım olduğu için tüketici hukuku kapsamında haklarını ilk başta bu yolla arıyorlar. Yani tüketici hakem eğitine gidiyorlar, geri geliyor tüketici mahkemesine gidiyorlar fakat hem bu süreç uzun yine yasal hakları gidilmesi gereken yol ama özellikle dolandırıcılık suçunun mağduruysanız kesinlikle ilk yapılması gereken şey savcılığa gidip suçluyrusunda bulunup işin cezayı yönünü başlatmak olacaktır. Çünkü genelde bu suçun faileri haklarında kimse şikayetçi olmadığında daha çok yüz buluyorlar, daha çok bu cezansızlık algısı aslında devreye giriyor.

15:37Ben bir şey yapıyorum ve bunun bir cezası yaptırımı yok diye düşünüyorlar ve bir konuda ısrarcı oluyorlar. Yani biz sahip olduğumuz hakları ısrarcı bir şekilde talep edip bu konuda, bu yolda ilerlersek kesinlikle çok daha sağlıklı bir noktaya varacağız toplum olarak. Evet aslında çok güzel özetlediğiniz durum ama şöyle de bir şey var aslında yani vatandaşlar artık bir tükenmişlik sendironu var. Bu sendironla birlikte örnek veriyorum ki herhangi bir sıkıntı yaşanıldı polise gitmek yerine ya şimdi polise gitsem acaba cezasını alacak mı korkusuyla ya da belki de ümitsizliği ile diyebilirim, gitmiyorlar. Yani aslında haklarını ara salar ve gerçekten deseler ki evet ben gidersem bu konuda ben bir sonca varabilirim ve aleyhime işleyecek şekilde devam edebilirim yoluma. Ancak size peki bu durumda neden vatandaşlar bunu düşünüyor? Yani bu algıya oluşuran vatandaşların üzerine bu tükenmişlik sendironunu aslında oluşuran şey nedir diye sorsan ne cevap verirdiniz? Yani aslında burada en başa döndüğümüzde toplumdaki cezasızlık algısına çıkıyoruz yine. Yani insanlar şimdi hakkımı arasam dahil hiçbir şey olmayacak ve karşı tarafı hiçbir şey olmayacak bu kişi cezasını almayacak diye düşündüğü bir inanca sahip olduğu için bunun peşinden gidecek motivasyonun olmuyor. Ama aslında bu çok yalnız çünkü birbirini beslen bir paradoksa dönüşüyor bu. Bugün siz yapacaksınız, yarın ben yapacağım, diğer gün başka biri yapacak ve bir noktada bu kişiler zaten seri bir şekilde cezalandırılıyor olacaklar, cezaevine girecekler. Bu yaptırma maruz kalacaklar.

17:07Sonrasında bu algı da değişecek yani başa döndüğümüzde. O yüzden ısrarcı bir şekilde sahip olduğumuz hakları kullanmamız lazım ki zaten biz haklarımızı kullanmazsak kanunların hiçbir anlamı yok. Yani biri gelip bizim adımızı sahip olduğumuz hakları kullanmayacak ya da bizi sırtımızdan itip illa bunu yapacaksın demeyecek. O yüzden bizim emadır olduğumuz bir nokta varsa bu konuda gerçekten ısrarcı olmamız lazım. Avukatlara güvenmemiz lazım ya da güvenimiz avukatlarla hani iş birliği içerisinde olmamız lazım. Ama kesinlikle ısrarcı ve ofansif bir şekilde hukuk yollarımızı, kanun yollarımızı kullanmamız gerekiyor. -Heterin aslında sosyal medya üzerinden en çok da dolandırıcılık aslında önümüze geliyor. -Evet çok fazla. -Dolandırıcılığı artık yeni bir boyutu atlattılar sosyal medya ile birlikte. Çünkü yapay zeker çıktı artık hayatımızın her alanına işlemiş durumdayken. Bir yandan fotoğraflar bile artık yapay zekerle oluşturulabiliyorken kişiler daha çok tehdit altında kalmaya açık hale geldiler vaziyete geldiler. Bu konuda aslında peki vatandaş kendini nasıl koruyabilir? Yani belki de bilemeyecek attığı fotoğrafların en sonunda nerelere gidebileceğini ya da bir fotoğrafın bir suç teşkil edebilme potansiyeli olan birinin eline geçebileceğini tahmin edemiyorlar. Hepimiz her gün yediğimizi içtiğimizi, belki gezdiğimizi, belki sevdiklerimize sürekli sosyal medyadan paylaşıyoruz. -Evet. -Bu konuda nasıl dikkat edebiliriz? Yani aslında bu ayak izi, dijital ayak izi olarak geçiyordu yanlış hatırlamıyorsam dijital ayak izimizi bırakırken aslında hiç düşünmüyoruz.

18:38Acaba başıma bir şey gelir mi, bir sıkıntıyla karşılaşır mıyım ya da karşıma ne çıkacak, nerelerde kullanılacak? Bu konuda peki sınırlamalar nasıl olmalı desek? Nasıl bir cevap verirdiniz? Yani kanunen bu noktada şu an uygulanan bir sınırlama baktığınızda yok. Burada bizim kişiler olarak kendi tedbirlerimizi almak gerekiyor. Kendi tedbirlerimizi mutlaka almalıyız çünkü özellikle sosyal medyada bir kere hesapların gizliliği çok önemli bu noktada. Yani bütün sosyal medyada hesaplarımızın ve fotoğraflarımızın, dediğiniz gibi ailemizi, yakınlarımızı, özel hayatımızı paylaştığımız platformlarda kesinlikle gizlilik olması gerekiyor. Çünkü ilk başta şunu kabul etmemiz gerekiyor. Aslında hukuk felsefesinde de bu böyledir. İnsanlar kötüdür. İnsanların kötü olduğunu kabul edip ve kanuni yaptırımlarında bu yüzden geldiğini ve bu algıyla aslında hayatımızı devam ettirmemiz gerekiyor. İnsanların kötü olduğunu kabul edip, genel olarak bireysel tedbirlerimizi de buna göre almamız gerekiyor. Yani sosyal medyada hesaplarımız gizli olacak. Artık öyle bir devirde yaşıyoruz ki, dediğiniz gibi işin içine yapay zeka da girdi. Kontrol edilemez bir noktaya gidecek, bu yeni tedbirler gelmediği noktada biz bireysel olarak kendimizi koruyacağız. Yani onun dışında da zaten mağduriyet yaşadığımızda da hızlı bir şekilde aksiyon almamız gerekiyor, hakkımızı aramak için. İşte bazı ülkelerde son zamanlarda siz de duymuşsunuzdur muhakkak. Çocuklarda sosyal medya kullanımına kısıtlamalar söz konusu.

20:10Bazı ülkeler bunu artık yapmaya başladı. Türkiye'de bunun için çalışmalar yapmıştı. Geçtiğimiz haftalarda Kuşat Bey ile birlikte konuşmuştuk bunu. Gerçekten de çok altı çizilesi bir konu. Yani şöyle sosyal medya insanların artık kendi hayatları oldu bir bakıma. Evet, bir yaşadığımız bir hayat var. Bir yandan da kendi kimliğimizi yarattığımız, sosyal identilerimiz artık kimliklerimizi yarattığımız bir noktada oluyoruz. Ve o kimlikte içerisinden, o kimliklere bürünüp orada başka bir dünyanın içerisine dağılıyoruz. Ama burada bizim kendi haklarımızı korumamız gerektiğini en azından bilip başıma ne gelebilirce düşünerek birileriyle fotoğraflarımızı paylaşmak olabilir. Bu belki verileğimizi paylaşmak olabilir. Yani benim hala anneannem, TC kimlik numarasının fotoğrafını bile sosyal medya uygulamaları üzerinden atmaya karşı diyor ki kızım atma bak başına bir şey gelir. Artık aslında büyüklermiz bile bir noktada artık dikkat etmeye başladılar. Çünkü artık dolandırıcı diye diye artık avukatların, habercilerinde dilini tüy bitti. Çok çok dikkat edilmesi gereken noktalar. Evet peki bu sosyal medyanın suç işlenmesine aracılık ettiği durumlara başka örneklerle verilebilir mi yani? Anlattıklarımızın dışında fotoğraf yapay zeka bunun dışında da örnekler var mıdır? Bu yaygın olarak karşılaşılan hakaretler olabilir. Şantajdan bahsettik aslında fotoğraflarda ama sosyal medyadan artık küfür olabilir ya da azalılmayacak kelimeler onun dışında. Kimse aslında şey demez, biri bana bu küfür etti diye kalkıp dava açmaz ama bunları yapabilme şansları bile var.

21:42Yani hukuk bu konuda da aslında bir çerçeve sunmuş kişiye ve siz buna maruz kalsanız bile sizin haklarınız koruma altındadır diyebiliyor. Birazcık da bundan bahsedebilir miyiz acaba? Tabii, şimdi az önce yine bahsettiğimiz suçların hepsi burada da geçerli. Sosyal medyanın hem aracılık ettiği aslında suçlar bu. Aynı zamanda sosyal medya üzerinden iletişim de sağlanıyor baktığınızda. Yani bir uyuşturucu çetesine siz çökertmek istediğinizde ya da narkotik şubey bununla ilgili işlem yaptığında savcılık bununla ilgili çalıştığında yine birçok dosyada görüyoruz sosyal medya üzerinden iletişim sağlıyorlar çünkü onlar da arkalarında iz bırakmak istemiyorlar. O yüzden bizim, ben özellikle bu konuda gençlerimizi gerçekten uyarmak istiyorum. İletişim halinde olduğumuz, insanlara çok dikkat etmemiz gerekiyor. Verilerimizi güvenmediğimiz hiç kimseyle paylaşmamamız gerekiyor. Sosyal medyanın gerçekten çok tehlikeli bir yer olduğunu algılayıp, bunu da hiçbir şekilde aklımızdan çıkartmamamız lazım. Şimdi benim de kız kardeşim var, o da hani lisede sürekli bu tarz dosyalar gördüğümüzde da olarak çok fazladan empati yapıyorum. Gençlerimiz bu noktada çok fazla su istimal edilebilir bir yerde. Şimdi bizim gençliğimizde sosyal medya bu kadar çok yaygın değildi ve bizim bu alanda su istimal edilme ihtimalimiz çok daha düşüktü. Yani bizim tek su istimal edilebileceğimiz bir nokta. İşte annelerimiz, babalarımızı bizi uyarırız işte mankızım, yabancılarla konuşma. Biri seni çağırırsa gitme ve bundan ibaret.

23:12Biri sana çikolata verirse o çikolatayı almak gibi. Bunların hepsi şimdi de geçerli ama hayat artık çok daha kompleks. Yani sizin bir suça maruz kalma ihtimaliniz hiç tahmin etmediğiniz yerlerden geliyor ve elimizdeki telefonlar buna ciddi anlamda aracılık ediyor. Bana kalırsa sosyal medya kullanmayalım bu arada. Yani hani bu biraz ülkelerin aslında gelişmişlik seviyesiyle de ilgili bu tedbirlerin bizim ülkemize kesinlikle uygulanması lazım. Şimdi anamda kesinlikle çocukların ve gençlerin bu konuda kısıtlanması gerekiyor. Ama başka ülkelere baktığımızda sosyal medyanın hiç kullanılmadı. Buna ihtiyaç dahi duyulmadığı yerler var. Ve hatta baktığınızda sıralamada ülkenin mutluluk oranı daha yüksek. Yani bizim ülkemize göre kıyasladığınızda. Yani sosyal medya hani kişiye sahta bir dopamine sağladığı noktasını zaten hiç girmiyorum. Bağımlılığın getirdiği sebeplerden ötürü de zaten gençler bu noktada çok fazla bu girdaptan çıkamıyor baktığınızda. Ama kimse işin hukuki boyutunu bilmiyor. Yanlış bir şeye bulaştıklarında yaşayacağı şeyi de bilmiyorlar. Yani bir lise öğrencisi dediğiniz gibi sosyal medya üzerinden örgütlenen ya bu sadece kendimizi paylaştığımız uygulamalar da değil. Dışında mesela oyun oynarken insanların iletişim kurduğu ya da yayın yapılan uygulamalarda ciddi anlamda gençler arasında örgütlenme oldu. Ve bu gençler başka gençleri çok ciddi anlamda zor baladılar.

24:44Ya tırnak içinde zor baladılar diyorum aslında yaptıkları filer suç teşkil ediyordu. Hani onlar bunu komik sandılar ya da belki çocukça bir şey olduğunu düşündüler. Ama hepsi ciddi bir soruşturma geçiriyorlar şu an. Çünkü farkında olmadan bu gruplara dahil olmuş bir gencin yani en basitinden adil cilinde böyle bir leke olması hani üniversiteyi bitirmesini geçtim iş hayatını çok ciddi anlamda sekteye uğratacak ve hiçbir şekilde almaya değmeyecek bir risk oluyor bu. Evet sizin dediğiniz gibi aslında bir noktada kızıtlamalar getirilebilir belki. Ama şimdi şöyle de bir şey var. Gerçekten insan bir şeyin dozunu kaçırmaması gerekiyor insan olduğunu. Ben tabii ki sosyal medyanın aslında işimize yaradığı yönlerde var. Haberleşme, iletişim alanında. Sosyal medya tabii ki de çok önemli bir rol oynuyor. Herkesten hemen haber alabiliyoruz. Bazen çok iyi oluyor bazen de insanın en içinde olduğunu anlamadığı bir dünyanın içinde görüyor kendini. Çünkü biz Türkiye'de yaşarken belki dünyanın bir diğer ucunda bir vahşete tanıdık oluyoruz o görüntülerle. Ve aslında insanın psikolojisinde zorlayan bir şey. Ama burada gerçekten en ince nokta nasıl bir insan fazla yerse kilo alır ve bunun sağlığını etkiler sosyal medyada o noktada bu şekilde bence. Yani en azından ben böyle düşünüyorum. Nasıl kişi gerçekten sosyal medyayı yanlış bir şekilde kullanıp ondan fazlasını istediğinde ona kilo aldıracak ve sağlığını sıkıntıya uğratacak. Evet birazcık da devam edelim konularımıza kadın hakları diyerek. Bu kadın hakları kapsamında biliyorsunuz. Kadına karşı şiddet hiçbir şekilde ne yazık ki durmayan yaramız, kanı durmayan yaramız.

26:17Bu konuda kadın hakları kapsamında kadına karşı şiddet konusunda cezasızlık algısının değiştiği şu son zamanlar üzerinden konuşacak olursak söylenebilir mi? Aslında şöyle yani bu kadın haklarında yani kadına karşı şiddet olaylarında o kadar çok böyle hani can cesayikle işlenen çok fazla cinayete ve sosyal medyanında aynı şekilde gözümüzün önünde bütün delileriyle bunu sunmasıyla artık toplumda yani hiçbir şekilde tahammülümüz kalmadı bizim bu olaylara. Yani aslında kanunla bu konuda sürekli yeni tedbirler alınıyor, sürekli yeni uygulamalar alınıyor. Ama bir tedbirin sadece bir olayda eksik ya da gözden kaçmasıyla birlikte gelinen sonuçta artık kimse tutup ah evet çok iyi bir tedbir alınmış da aslında bir lakin diyebilecek noktada olmuyor yani çok fazla tahammülsüzleştik aslında biz. Yoksa hani baktığınızda 6284 kapsamında kadını ve hani çocukları korumaya dair bir sürü önleyici tedbir de var. Fakat biz bununle ilgili bir haber okuduğumuzda artık o kadar çok canımız tıkılıyor ki öncesinde ne tedbir alınmış hangisi alınmış alınmamış biz bunlara bakmıyoruz zaten. Genel olarak daha öfkemizi kusuyoruz. Ben bunu çok normal karşılıyorum dediğim gibi hiç tahammülümüz kalmadı. Bu cezasızlık algısında aslında hem sosyal medya bu konuya çanak tutuyor hem de bu kadın cinayetleri kapsamında aslında bir adım yol alabilsek cezasızlık algısında da değişimler olacak.

27:48Demek bu. Çünkü herkesin bildiği şey bu yani bir kadın öldürülüyor bir çocuk zarar görüyor ama bununla ilgili hiçbir yaptırım yok diyorlar. Fakat burada yine en başa dönecek olursa bilgisizliğin getirdiği bir durumda var. Şimdi sosyal medyaya yansıyan haberlerin çoğunda sosyal medya servis edilen haberlerin çoğunda toplumdan aslında inflak yaratacak çok ciddi olaylar olmuş oluyor. Yoksa bugün gidelim şimdi adliyaya gidelim. Surat cezada çalışıyordur sonuçta bizim hakimlerimiz savcılarımız avukatlar çalışıyor. Polisler orada yine emin olun yine bir olay oluyordur. Fakat toplumda medyaya yansıyan bunların böyle en tap nokta soğumuş oluyor. Ve burada da şöyle bir durum var. Bu dosyaların çoğunda aslında gizlilik kararı alınmış oluyor. Yani sosyal medyada bizim önümüzde ufacık 2 cümleyle 3 cümleyle servis edilen bilgilerin çoğu yanlış. Ve bunların hepsi aslında toplum spekülasyona ve ayrıştırmaya sevk edecek içerikler oluyor. Bu noktada bu cezansızlık algısının da değişmesi adına nasıl şunu önerebilirim? Önümüze gelen haberlerin önce biz sorgulayalım bu doğru mu değil mi diye. Çünkü bir dosyada gizlilik kararı varsa bunu ben de bilemem. Ki ben avukat olarak direkt şu gözle inceliyorum. Dost buna ilgili bir haber görüyorsam direkt nötürüm. O dosya benim önüme gelmediği takdirde, ben onunla ilgili bilgileri edinmeyip yani edinmediğim takdirde. O dosyayı taramadığım takdirde hiçbir şekilde bir algıya varamam, bir kanaate varamam.

29:18Çünkü bir insanın bu sefer fayil yani sanık olarak nitelendirilmesi ve bunun bu şekilde servis edilmesiyle zaten biz o kişinin direkt sanık olduğunu kabul edeceksek yani tasımızı, taramızı toplayıp gidelim. Çünkü bir insan kesin hükümle artık cezası kesinleşmediği takdirde o kişiyi suçlu diye atfedemeyiz de. Ama toplumda medya yansıyan olaylar dediğim gibi çok büyük ve çok fazla tepki uyandıran olayları olduğu için insanlar işin bu yönlerine doğal olarak bakamıyorlar. Direk en kötü yönden ve çok öfkeli bir şekilde dile getiriyorlar. Çünkü aslında bir çığlık sarmanı oluşuyor. Yani birisi örnek veriyorum ki bir spasifik bir olay yaşanmış. Bu olay sosyal medyada servis ediliyor. Hemen altına birisi öfkesinin kustuğunda biri evet güç buluyor ve öfke kusulduğunda belki de daha rahat hissedileceği düşünülüyor. Altında bir yorum atıyor, bir diğer bir başka yorum atıyor. Bu yorumların önünü kesilmiyor. Sonrasında artık ben artık şöyle söylüyorum sosyal medya habercileri olmaya başladı. Evet biz haberciler işimize en güzeliyle en doğrusuyla yapmaya çalışıyoruz evet ama sosyal medyada artık herkes haberci. Yani bir kişi eline, telefonu aldığı anda yazdığı her şey haber niteliği taşıyor gibi gösteriliyor. Ama buna gerçekten dikkat etmek gerekiyor. Gerçekten doğru haber ne? Acaba bunun asla asları var mı? Bir kişinin önce buna bakması gerekiyor. Buna bakınmadığında artık tahammülümüz de kalmıyor. Yani bu noktada tahammülümüzü belki de zedelenen nokta da bu olabilir.

30:48Çünkü artık herkes haberci. Artık herkes istediği şeyi karşı tarafı inandırmak için sadece tuşları bir iki dakikalığına basması yeterli oluyor. Eskiden şey derdik. Hani onu susturamazsın ağzı poşet değil artık parmaklarımız poşet değil gibi bir şey oldu gerçekten. Doğru. Yazı yazıyorlar, arda arkası kesilmiyor ve burada suçlarda olabiliyor. Belki hakaret ediyorlar karşı tarafa. Evet. Bir suç var specific yaşanan altına ki yorumlarda ayrı daha suçlar birikmeye başlıyor. Gerçekten siz avukatlarının işi zor. Yani Allah size de kolaylıklar versin diyelim. Bir yandan peki kavlunumuza göre. Evet bir suçumuzun mağduru var. Bu mağduru mağdur kişi olduğumuzda aslında sırasıyla neler yapmamız gerekir. Yani bizde nasıl bir süreç bekler? Bir konu hakkında mağdur edildik. Evet bir mağduriyet var. Peki burada süreci nasıl işletmek gerekir diye sorsam ne cevap verediniz? Şimdi bu aslında böyle tek defeste tabiki de anlatılabilecek bir şey değil. Çok çok detaylı ve bize detay detaylı olabildiğince anlatalım bakalım. Yıllara yayılan bir sürü çama. Ben yine de bir taslakla özetleyecek olursam diyelim ki siz bir suçun mağduru ya da failisiniz fark etmez. Eğer mağduruysanız ilk yapacağınız şey az önce de söylediğim gibi savcılık kanalıyla şikâyetçi olup soruşturma sürecinin başlatılması oluyor. Savcılık bu noktada artık bu suça dair nasıl ihtimaller varsa nasıl deliller toplanması gerekiyorsa, kamera kayıtlarından, ifadelerden tanıklara kadar bazen telefonun dinlenilmesi,

32:22bu tapelerin edinilmesine kadar bazen hatta uzunca bir süre yani 6 ay 9 aylık süreçlere kadar savcılık delillerini toplar ve yeterli suç şüphesine ulaştığı takdirde savcılık bir iddianame hazırlar. Burada fail hakkında suçun şüphelisi hakkında suç hissnatlarında bulunur ve bu sefer bunu mahkemeye sevk eder. Mahkemeye sevk edildiğinde mahkeme bunu inceler ve mahkemede aynı kanadde ise artık kişinin kovuşturma süreci yani mahkeme süreci aslında duruşmaları gidilip gelinceyi süreç başlamış oluyor. Tabii ki burada suçun niteliği ve elde edilen delilere göre suçun faili bu aşamada tutuklu da yargılanabilir, tutuksuz da yargılanabilir. Yani tutuksuz yargılanması bu kişinin yargılanmadığı anlamına da gelmez. Bu kişi yine yargılanıyor demektir. Sadece tutukluluk şartları dosyada oluşmamıştır. Bu yüzden tutuksuz yargılanıyordur ve soruşturma ve kovuşturma evresi bu şekilde başlamış olur. Yine kovuşturmada mahkeme, soruşturmada dinlenen tanıkları yine dinleyebilir. Adi tıp raporları alınır, bilir kişi raporları alınır, yine olay mahallinde keşif yapılır, inceleme yapılır ve en sonunda bu kişi hakkında bir kanaate hükmü varılır. Tabii bu bahsettiğim şey ilk derece olmuş oluyor, ilk derece yargılaması olmuş oluyor. Burada suçun yani buradaki hükümden memnun olmayan mağdur yani sanık ya da mağdur fark etmez, sanık ya da müşteki bu konuda suç daha doğrusu bu kararı üst yargıya taşıyabilir. Yani isnaf kanunun yoluna başvurarak bölgedeğe mahkemesine ya da temiz kanunun yoluna başvurarak yargıtaya dosyayı taşır

33:55ve en son bunlar da tüketildikten sonra yine anayasa mahkemesine başvuru var. İçikuk yollarımızı biz bu şekilde tüketmiş oluruz ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine kadar yine ilerleyen bir süreç oluyor. Tabii bu noktada suçun mağduru da olsanız, faili de olsanız bunlar kişinin aslında çok fazla kendi başına yürütebileceği durumlar değil. Avukatların bu noktada desteği çok büyük. Yani hukuki destek bir yana aslında psikolojik danışmanlık da sağlıyoruz. Çünkü o kişiyi rahatlatacak aslında hukuk kanunların olduğuna siz karşı tarafa verdiğinizde o kişide istemez bir rahatlama duygusu oluyor. Siz o duyguyu da veriyorsunuz aslında. Bilgisizlik zaten insan da korku yaratır. Konu hakkında bilgi edindiğinizde ve siz şablonu aslında gördüğünüzde bunu öngörüp vekinize bildirdiğinizde bir nebze de olsa içi rahatlar ve en azından öngörülebilir bir süreç içerisine girmek kişiyi rahatlatan bir şeye dönüşüyor zaten. Bunun dışında aslında siz avukat olarak taraf değilsiniz. Siz temsil ediyorsunuz orada. Hani bir ceza dosyasında savunma makamısınız baktığınızda. Ama gerçekten müvekkille aranızda kurduğunuzu güven ilişkisinden ve kaynaklı. Evet yani bir takımda oluyorsunuz açıkçası bir noktada. Bir takım olarak süreci birlikte ilerletmek ve müvekkille avukat arasındaki güven ilişkisinin

35:25hem test edilmesi hiçbir bilginin saklanmaması ve sürecin şeffaf yürütülmesi yargılamanın akubeti için yine en önemli hususlardan biri bizim için. Evet aslında sizin işinizi bir noktada kolaylaştıran da aslında şu olabilir mi? Yani bunu söyleyebilir miyiz? Vatandaş bir diğer vatandaşla yaşadığı problem hakkında karşılıklı ikili diyalog yaşamıyor. Sizler araya girerek aslında onların sözcüsü gibi bir yandan onların haklarını da tam anlamıyla bilerek. Yani siz bunlar için yıllarınızı veriyorsunuz, büyük bir kitapları okuyup aslında bu mesleğe sahip oluyorsunuz. İşte kolay bir meslek olduğunu düşünmüyorum ben gerçekten. Aslında siz o kitapların size sunduğu bilgilerin hepsini bilerek o kişileri öncülüyorsunuz aslında ve iki avukat bir araya gelip konuşup bu olayı çözüyor. Bu yüzden aslında vatandaşların da korkmadan gerçekten tüm şeffaflıklarıyla karşındaki avukatı her şeyi anlatabilmesi gerekiyor. Bu da aslında hukuk sayesinde oluyor. Yoksa gerçekten güvenin sağlanması size anlattıklarının bile bir hukuki boyutumu hakkak vardır. Yani onların saklanacağına dair, sizinle gizli kalacağına dair soruşturmanın seyirine göre hepsi aslında çizilmiş şeyler. Ama işte vatandaşlar ne yazık ki bu konuda bilemiyorlar. Bazen arkadaşları bile kendi avukatı hatta derler ya avukatı mısınız onun diye. Evet diyenler çıkıyor aradan. Evet avukat olmak da çok da kolay bir şey değil. Evet bunu da söyleyelim ama ben şunu da altın çizmek istiyorum. Az önce tutuksuz yargılanmanın da aslında bir yargılanma olduğunu söylediniz.

36:55Ama insanlar tutuksuz yargılanmayı birazcık basit değildir gibi ya ne de olsa tutuksuz yargılanacak. Ben bunu gidip şikayet etmeyeyim ya da suçlu tarafından bakıldığında yani ne de olsa tutuksuz yargılanacağım. Başıma en fazla ne gelebilir ki algısını birazcık sizinle açmanızı isteyeceğim. Evet dinleyelim. Şimdi kesinlikle böyle bir yanlış anlaşılma var toplumda. Kişinin tutuksuz yargılanmasını evet bu bitti artık bu kişi yargılanmıyor, ceza almadı. Özellikle sosyal medyaya girişinizde evet serbest bırakıldı gibi başlıkları zaten görürsünüz. Bir kişinin tutuksuz yargılanması onun yargılanmada anlamına kesinlikle gelmiyor. Şimdi ceza kanunumuzda zaten tutukluluk şartları belirtilmiş. Bir kişinin suç işlediğine kadar kuvvetli suç şüphesinin bulunması, kaçma şüphesinin bulunması ya da delil karartma ihtimalinin bulunması sayılıyor 3-4 madde zaten. Bunları sağlıyorsa suç ceza tarafından bu kişi tutukluğa sevk edilir. Fakat şimdi bir kişinin sabit ikametgihı varsa yedi yurdu belli ise o kişinin isnat edilen suça dair soruşturma aşamasını zaten delillerin çoğu toplandıysa bu kişinin tutuklanmaması makul olabiliyor dosyada. Şimdi burada zaten Hakimin takdir yetkisi dediğimiz bir durum var. Hakimin oradaki kanaati bu noktada çok önemli. Şimdi her olay bir kere kendi içerisinde değerlendirilmek zorunda. Yani bizim ceza kanunumuz her bir olayı çok spesifik bir şekilde detay detay yani değerlen, kaç cilt ceza kanunu olur bilmiyorum o zaman gerçekçi de değil.

38:27Şimdi kanunu dediğimiz şey zaten daha çerçeve hükümleri içerir. Dostların niteliğine göre de Hakimin takdir yetkisiyle kişinin tutukluyada tutuksuz yargılanıp yargılanmayacağı zaten süreçte belli olur. Şimdi bir kişinin tutuklanması, hürriyet özgürlüğünün zaten elinden alınması ve kısıtlanması demek. Şimdi bu böyle söyleyince çok belki kolay gibi geliyor. Ama aslında başkalarının haklarına aslında birtakım sıkıntılar doğurdukları için bu tanım alıyorlar. Onu da altın çizelim muhakkak. Tabii öyle ama şimdi şöyle bir durum var bir kişinin bir suçu işlediğine dair kesin bir hüküm oluşmadıysa artık yargılama sonuna kadar o süreçte o kişinin biz sadece sanık olarak sanık deriz. Yani hükümlü değildir o, o kişi daha henüz suçlu olmamıştır. Şimdi sosyal medyada gördüğümüz olayları bazalırsak eğer gerçekten çok öfkelendiğimiz için bu kişi direkt suçlu diyoruz ama o işe öyle olmuyor. Yani çok ters köşe olabiliyorsunuz. Suçlu kabul edebilmek çok kolay ve eğilemez. Şimdi eğer öyle olursa zaten dediğim gibi hani işimizi yapmayalım bırakalım çünkü biz çok taraflı yaklaşmış oluruz o zaman. Yani avukatlar da, hakimler de, sarcılar da baktığınızda zaten tarafsızdır. Yani bizim aldığımız bir dosyada sonuçta biz inandığımız işi yapıyoruzdur o noktada. Ama şimdi biri gelip kendi suçsuzluğunu ya da suçsuzluğunu iddia ettiğinde direkt suçsuz da olamaz. Ben suçluyum dediğinde direkt bunu kanatla getiremeyiz. Yani o kişinin o suçlu işlediğine dair kesin hüküm oluşması lazım. Çünkü niye şüpheden sanık yararlanır, masumiyet karinesi diye bir şey var.

39:58Çünkü bu olmazsa eğer çamurat izli kalsın. Yani ben gideyim Cimere sizin aklınıza bir şikayette bulayım. Öylesine canım istediği için ve siz direkt yargılanmaya başlayın ve hatta tutuklanın. -Uzan herkes, herkes bile artık. -Tutuk yargılanın ailen öyle bu işin sonunu alamayız. O yüzden tutukluluk şartları her bir dosyada olay içerisinde değerlendirilir. Hakimin takdir yetkisinde de göre karar verilir. Fakat sosyal medyada sanıldığının aksine tutuksuz yargılanmak, yargılanmamak değildir. Bu yargılamanın sonucunda o kişi gerçekten suçluysa zaten ceza alır ve hapse girer. Yani o ceza bile mutlaka girer zaten. Ama bunu o kişi berat ediyorsa sırf sosyal medyada böyle servise edildiği için o kişinin direkt suçlu olduğunu kabul edersek zaten dedim gibi hukuk sistemin hiçbir anlamı yok. Evet, sosyal medyada gerçekten kimse okumadan haberci oluyor, kimse okumadan avukat oluyor. Herkes, herkes hakkında çok kolay bir şeyler söyleyebiliyor, bir şeyler ekleyip çıkartabiliyor diyelim. Peki, bir de tutuksuz yargılanmanın aslında tam olarak ne olduğunu da aslında izleyicilerimize de aktarmak istiyorum. Tutuksuz yargılanma tam olarak nedir? Yani bir olaydan bana örnek verecek olsanız neler söylersiniz, bunu bize nasıl açıklarsınız? Şöyle mesela kastan yaralama dosyası olsun, kastan yaralama dosyasında bir şüpheli hakkında soruşturma başlatılsın. Onunla ilgili bu suçu işlediğine dair yeterli suç şüphesine ulaşılsın. Hakkında aleyhine alınmış karşı tarafında darp raporu vardır mesela. Soruşturma aşaması yürütülür, iddianame hazırlanmıştır.

41:30Savcılık daha doğrusu öncesinde tutukluluk ister diyelim ki bu kişi için. Bu kişi Surat Cezayı'ya sevk edildiğinde Surat Cezayı Hakkimin karşında bir sorgu süreci olur. Şimdi sorguda Hakimin bu kişinin tutukluluk şartlarını sağlayıp sağlamadığına bakar. Az önce saydığımız gibi kuvvetli yine suç şüphesinin olması, kaçma şüphesinin olması, delil karartmaya yönelik şüphelerinin olması gerekiyor. Bunları eğer kesin sağlıyorsa bu kişi zaten tutuklanır. Ama bunları sağlamıyorsa dediğimiz gibi sabit ikametgahı varsa, ailesi yeri yurdu belliyse ve bu suçu işlediğine dair çok kuvvetli bir şüphe yoksa daha ortalama bir şüphe varsa bu kişi tutuklanmaz. Fakat tutuklanmadığı takdirde hakkında mutlaka adli kontrol hükümleri uygulanır. Muhtemelen haftada bir emniyete gider imza verir, kaçmadığını ispatlamak için zaten. Aynı zamanda yurttaşı çıkış yasağı olur, hakkında başka adli kontrol tedbirleri uygulanır. Hani bir tutuklanmaz sadece. Yani hayatı aslında ciddi anlamda kısıtlanır fakat tutuklanmaz. Bu kişinin yine asliye cezadı ya da ağır cezada dosyası başlar, yargılaması olur. Kendisi sanık olarak dosyada bulunur. Eğer ki kuvvetli suç şüphesini ciddi anlamda kuvvetlendirecek bir delil kovuşturma aşamasında artık elde edilirse o kişi yaparça var, yine tutuklanır. Yani hani bunda değişen bir şey olmaz. Fakat tutuksuz geçirilen bir yargılama sürecinin sonunda o kişi yine ceza alacaktır. Eğer suçluysa, ila tutuklanmasına gerek yok. O ceza aldığı takdirde yine ceza bir sevgi yapılır ve bu sefer artık hükümünün olarak ceza evine girer.

43:05Eğer ki soruşturma aşamasından sonra o yargılamada, kovuşturmada diyelim ki birkaç ay ilk ceseye kadar tutukluk aldı ve sonrasında tutuksuz yargılan dişim bu da olur. İlk başta tutuklanabilirsiniz, ilk ceseye kadar. Aynen bu da bir yaptırımdır. Sonrasında kovuşturma aşamasında tutuksuz yargılanırsınız. Fakat bu sürecin sonunda yine de ceza alırsanız zaten o süreçte yattığınız süreç en son mahsup edilir. Ona göre ama tekrar ceza evine girersiniz. Yani bu konuda bir şüphemiz yok. O zaman aslında bu cezasızlık algısının noktasını da koyuyoruz yavaş yavaş. Yani gerçekten her işlenen, her suçum bir cezası vardır. Ben buraya gelmeden önce bir soru görmüştüm aslında. Birazcık son olarak da sona doğru gelirken o soruyu da sormak istiyorum. Acaba gerçekten suçsuz olan bir insan da tutuksuz yargılanabilir mi? Yani örnek veriyorum bir suçu yok ama belki üstüne bir suç atıldı. Yani bu davalar gerçekten çok karışık seyrediyor. Hani eğer gerçekten suçsuz biri varsa, kişinin üzerine suç da atılabiliyor. O yüzden de tutuksuz yargılanabiliyor. Bundan da çok kısa bahsedip aslında bu algının önüne geçmek için neler yapmanız gerektiğine de inip kapatalım isterseniz. Tabii. Şimdi tüm sistemler olduğu gibi hukuk sistemi de doğal olarak uygulamada mükemmel değil. Zaten böyle olsaydı biz bir Ütopya'yı yaşıyor olurduk açıkçası. Uygulamada elbette hatalar var, elbette yanlış alınan kararlar ve elbette mağduriyetler var. Dediğiniz gibi suçsuz bir insan suçlu gibi tutuklanıp yargılanabilir.

44:38Suçlu bir insan suçsuzmuş gibi tutuksuz da yargılanabilir. Şimdi başta söylediğimiz şüpheden sanık yararlanır ilkesi ya da masumiyet karinesi. İşte aslında suçsuz olup suçluyumuş gibi yargılanan kişilerin lehine işleyen bir sistemdir. Aynı şekilde de tutuksuz yargılansa bile o kişi hakkında kovuşturma aşamasında, delil elde edilmesiyle ve en son yine hakimin takdiri yetkisiyle o kişi yine apar topar alınır, cezaevine götürülür, paşa paşa yine o cezasını yatar. Biz de bizim üstümüze düşen şey çok şu an günümüzde zor olsa da aslında hukuk sistemine olan inancımızı tazelememiz gerekiyor. Çünkü biz toplum olarak inanmazsak bu sistem zaten işlemeyecek. Evet, başta zor olacak. Artık o tükenmişlik sendromundan aslında bir an evvel çıkılması gerekiyor. Çünkü tükenmişlik daha da aslında kötü bir yola doğru gidiyor gibi gözüküyor anladım Kadir. Yani inanın sonuçta yargı sistemine hizmet eden bir avukat olarak yeri geliyor bizim de inancımızın düştüğü, ya bu dosya böyle olmamalıydı, bunu buradan nasıl döndürebiliriz, neler yapabiliriz, işte haklılığımızı nasıl ispat edebiliriz dediğimiz çok fazla nokta oluyor. Ama avukat olarak benim de buna dair inancımız zaten yok olursa kimseye de bir faydamı olmaz. Bu durumunda hiç kimseye bir faydası olmaz zaten. Çok zor da olsa inancımızı taze tutup yine de ceza sistemine olan inancımızı arttırarak sürdürmemiz gerekiyor ki sistem işlesin. O inanç olmazsa zaten kişiler gidip haklarını da aramıyorlar, hiçbir şey yapmıyorlar.

46:09Ama dedim ki bu bir paradoks. Haklarımızı bileceğiz, bu konuda bilgi edineceğiz, haklarımızı arayacağız, ısrarcı olacağız, ofansif olacağız, bastıracağız, inançlı olacağız ve inancımız da bir noktada kendini gerçekleştiren k ihanete dönecek ve bir noktada olumlu bir yere gidecek diye ümit ediyorum ben de. O yüzden en sonunda aslında gerçek doğruya ulaşabilmek için süreci en doğru şekilde işletebilmek gerekiyor. Yani sona gelirken kafamda canlanan cümleler bunlar oldu. Yani bir kişinin eğer bir durumla karşı karşıyaysa ve hukuk onun haklarını koruyacaksa o an en baştan itibaren hukuk sistemine gerçekten teslim olarak onları inanarak devam etmek gerekiyor. Çünkü az önce sizinle de program başlamadan önce değilmiştik. Eğer kişi son zamanlarda ya da bir davanın ortasına kadar gelinmiş. Avukatla ortasında ilişme geçildiğinde bir kopukluk söz konusu oluyor. Belki de o yüzden de birçok dava sırf bu yüzden tutuksuz aslında cezansızlık ya da daha doğrusu toplumda cezansızlık algısına oluşturan bir şey oluyor. Çünkü avukatta ortasında girmiş durumun işin içine. O yüzden bu noktada gerçekten doğru zamanda doğru hareket edebilmek, hukuka güven hukuka güvenmek ve aynı zamanda da kendi yaptığımız şeyleri de karşı tarafa güzelce iletip, düzgün, nizamir bir şekilde devam ettik olacaktır diyoruz. Sizin de programımızın da artık sonuna geldik. Sizin eklemek istediğiniz, son olarak cümleleriniz var sonunda alalım sonra kapatalım. Dediğim gibi bizim hem toplumdaki vatandaşlar olarak, aile bireyleri olarak,

47:43önce kendi ailemizi içerisinde çocuklarımızı, gençlerimizi bilinçlendirip, ceza kanunlu hakkında ve diğer bütün sahil kanunlarımız hakkında bilgilendirme yapıp, en azından bunlar hakkında bilgi sahibi olduğumuz takdirde bunların uygulamasının da pozitif bir yöne gideceğine dair inanıp sistemi bu şekilde yürütmemiz gerekiyor. Bilgi sahibi olmayı, detaylı bir şekilde bilgi sahibi olmayı ümit ediyorum. Çok güzel aslında konuşmalar yaptık sizinle. Hukuku tekrar masaya yatırdık ve masaya yatırıldığında da güzel şeylerin olabileceğinin altına çizdik aslında. Evet biz artık programımızın sonuna geldik. Evet biz avukat ve tül uçkanla birlikte bugün gerçekten çok güzel konulara değindik. Kişinin hukuki haklarının neler olduğunu ve nasıl ilerlerse bu hukuki hakların sonucunu getirebileceğini öğrendik. Evet Türk Haber TV ekranlarında hukuk masası programında sizlerle birlikteydik. Bir dahaki programınızda görüşünceye dek hoşça kalın. Hoşça kalın. [Jenerik Müzik] [MÜZİK ÇALIYOR]

Hukuk Masası 30. Bölüm kapak görseli

Yayıncı: TH TurkHaber Tv · Konuk: Av. Betül Uçkan

30. Bölüm · Kira Hukuku

Ev Sahibi ve Kiracı Hukuku

Konut ve çatılı işyeri kiraları Türk Borçlar Kanunu’nun 339 ve devamı maddelerinde düzenlenir. Bu hükümlerin büyük bölümü kiracı lehine emredicidir; taraflar sözleşmeyle kiracı aleyhine değiştiremez.

Ev sahibi kiracıyı hangi hâllerde tahliye edebilir?

Kanun tahliye sebeplerini sınırlı sayıda belirler. Başlıcaları: ev sahibinin kendisi, eşi, altsoyu, üstsoyu veya bakmakla yükümlü olduğu kişiler için konut ihtiyacı; taşınmazın yeniden inşa veya esaslı onarımı; yeni malikin gereksinimi; kiracının bir kira yılı içinde iki haklı ihtar alması; ve kiracının yazılı tahliye taahhüdü. Tahliye ancak dava veya icra yoluyla gerçekleşir.

Kira artışı ne kadar olabilir?

Yenilenen kira dönemlerinde artış oranı, bir önceki kira yılına ait tüketici fiyat endeksindeki on iki aylık ortalamalara göre değişim oranını geçemez. Beş yıldan uzun süren kira ilişkilerinde taraflar kira tespit davası açarak bedelin hakkaniyete uygun şekilde yeniden belirlenmesini isteyebilir.

Kiracı depozitoyu geri alabilir mi?

Güvence bedeli, kira ilişkisi sona erdiğinde ve kiracının borcu kalmadığında iade edilir. Kanun, konut ve çatılı işyeri kiralarında güvence bedelini üç aylık kira bedeliyle sınırlar.

Program transkripti 28 bölüm · otomatik çıkarıldı

Bu transkript ses kaydından otomatik olarak çıkarılmıştır ve hata içerebilir. Zaman damgasına tıklayarak videonun ilgili anına gidebilirsiniz. Yayın hakkı TH TurkHaber Tv’ye aittir.

00:00[MÜZİK ÇALIYOR] Evet Türk Haber TV ekranlarına hoş geldiniz. Wenmelda Şahin bir hukuk masası programında daha yine birlikteyiz. Bugün yanımda çok çok değerli konuğum Betül Uçkan'la birlikte Kira Hukuk'u hakkında konuşacağız. Öncelikle bizi kırmadınız. Buraya geldiniz. Teşekkürler. Nasılsın diyerek başlayalım. Ben de davetiniz için teşekkür ederim. İyiyim teşekkür ederim. Çok sağ olun. Evet bugünkü konumuz Kira Hukuk'u aslında birçok kişiyi ilgilendiren insanın yaşamasına öncelik tanıyan evler hakkında konuşacağız. Kira Hukuk'u hakkında konuşacağız. Öncelikle Kira Hukuk'u nedir dediğimizde bize neler söylersiniz? Kira Hukuk'u dediğimizde kira alayan ve kiracıların arasındaki sözlü ya da yazılı olarak düzenledikleri kira ilişkisini düzenleyen kanunlar ve kanun maddeleri diyebiliriz. Evet bu durumlarda ne yapılıyor? Eğer bir kişi kiraya oturacaksa hem ev sahibi hem de kiracı tarafından bir sözleşme imzalanıyor. Kira sözleşmesi olmadan bir kişinin evde oturması mümkün müdür diyerek başlayalım. Şöyle aslında kira sözleşmesi dediğimiz sözleşme yazılı bir şekil şartına tabi değil. Yani kanunların aslında şekil serbestlisi var kira sözleşmelerinde fakat yazılı olması tarafların arasında çıkabilecek herhangi bir uyuşmazlıkta ispat noktasında destek olacağı için

01:35aslında kesinlikle yazılı yapılmasını öneriyoruz biz. Peki sözlü sözleşmelerin geçerli olduğu durumlar var mı? Yoksa muhakkak yazılı bir şekilde karşı tarafa iletilmesi gerekiyor mu? Dediğim gibi aslında şekil serbestlisi var fakat bazen bu süre ve yani kira sözleşmesinin süresi ve şartlarına göre de değişkenlik gösterebiliyor. Eğer bu bir belirli süreli kira sözleşmesi ise bir yıl ve üstü süreli bir kira sözleşmesi ise özellikle yazılı yapmak zorundayız fakat bir yıl ve altı süreli bir sözleşmeyse yazılı olma zorunluluğu yok. Dediğimiz gibi zaten yeri geldiğinde taraflar arasındaki bir kira açıklamalı bir ödeme dekontu bile kira ilişkisinin varlığına karine oluşturuyor. Tabii ki ama burada dikkat edilmesi gereken nokta aslında sürenin ne kadar olacağı ona göre sözlü ya da yazılı olmaz. Tabii ki ama yazılı olduğunda daha da işler ciddiye biniyor. En azından önümüzde sunabileceğimiz bir belgemiz oluyor kanıtımız oluyor diyelim. Ve diğer sorunuza geçelim istiyorum kira sözleşmesi imzalandığından noter tasdeki yaptırmak zorunda mı vatandaş birazcık da bunu değerlendirelim istedim. Şöyle aslında yine dediğim gibi şekil serbestlisi olduğundan kaynaklı yazılı bile olmak zorunda değil çoğu durumda o yüzden noter onaylı da olmasına gerek yok. Ama biz öncelikle zaten kira sözleşmelerin hem yazılı olmasını hem de yine taraflar aralarında böyle bir anlaşmaya varırlarsa noterde de onaylatabilirler. Bu bir mecburiyet değil fakat tarafların kendilerini bir tık daha hukuk izlemini de garanti altına almak istiyorlarsa yapılabilecek yöntemlerden bir tanesi.

03:11Evet aslında şuna da dikkat etmek gerekiyor. Bazı zamanlar konuşuluyor. Yalnızca kiracı tarafından bakılıyor duruma. Bazı tarafından da ev sahibi konusunun tarafından bakılıyor. Burada aslında ortak noktayı bulmayı istiyorum bu programımızda çünkü yeri geliyor, kiracı mağdur oluyor, yeri geliyor, ev sahibi mağdur oluyor. Aslında bu mağduriyetlerin yaşanmasının asıl sebebi nedir diye sorsan vereceğiniz cevap bize ne olurdu? Şimdi bizim borçlar kanunumuz aslında daha çok kiracıyı yönelik düzenlemeler getirmiş durumda. Fakat süreç içerisinde enflasyonla birlikte bu aynı zamanda kira bedelini önceki senelerde getirilen %25 sınırlamalardan kaynaklı iki tarafta aslında süreç içerisinde mağdur oldu. Fakat burada bizim gördüğümüz, dostyalarımızda sıklıkla gördüğümüz şey kimi zaman kiray veren mağdur, kimi zaman kiracı mağdur olmuş oluyor. Yine temelinde aslında insani ilişkiler burada devreye giriyor. Yani herkes adil bir şekilde bir sürece dahil olsa aslında hiçbir problem yaşanmayacak ama süreç içerisinde çok fazla mağduriyet yaşandı her iki taraf açısından da. Evet şu anda peki söz konusu yaşadığımız günlere baktığımızda en çok hak sahibi olan taraf kimdir diye bir soru yöneltsem cevabınız el sahibi mi olurdu yoksa kiracım olurdu? Kiracı olurdu yani borçlar kanun değişmedi hala aynı şekilde devam ediyor. Yine her zaman kiracı olmak aslında bir sıfır önde olmak demek. Evet o zaman buradan yeni evlenecek çiftlerimize de söyleyelim bunu belirtelim el sahibi olmaktansa kiracı olmak daha kolay mı diyelim?

04:43Evet yani en azından hakları daha sıkış haklara bağlı şekilde korunuyor. Yani kiraya veren kiracıyı hemen keyfi bir şekilde evden tahliye edemez ama kiracı çoğu zaman kirada oturduğu evden çok ufak sürelerle uyarak yine çıkıp gidebilir. Anladığım kadarıyla aslında kiracaların daha çok hakları var. Yani kendilerinin koruyabilmeleri için daha güvende olabilmeleri için kiracılar bir sıfır önde bu maçta diyebiliriz aslında. Evet yani aslında kanun hiyerarşik olarak daha güçsüz olanı daha çok koruduğundan kaynattı. Mesela iş kanunumuzda da işçi ve işveren ilişkisinde işçinin hakları daha çok korumuştur. İşçi olmak da bir sıfır öndedir aslında kanun bazında. Kiracı olmak da aynı şekilde çünkü kiracın hakları daha sıkı şartlara bağlı olduğu için kiraya verenler bunu istediği şekilde su istimal edemiyor açıkçası. Az önce de söylediğim gibi süreç içerisinde maalesef bu kira bedellerinden kaynaklı. Kiracılar da aynı şekilde kiray verenlerin hakkını sırf bu sahip olduğu haklardan dolayı su istimal ettiği noktalara gitti. Kiray verenler de çok fazla mağduru oldu. Evet biz kira fiyatlarından bahsetmişken aslında bunu da sormak istiyorum. Eh sahibi kiracıyı içeriye aldı peki bu fiyatlar neye göre belirleniyor? Kira artış oranlarını ev sahibi hangi koşullara göre düzenlemeli ve yıllık artış şartı bulunuyor mu? Bunu da aslında çok çok önemli bir şey çünkü kişi bir eve girdiğinde en başta örnek veriyorum.

06:1420 bin liradan kiraya oturdu ama ev sahibi bir yıl içerisinde acaba yükseltme hakkına sahip midir bunu? Aslında şöyle bu kira sözleşmesine bağlı olarak değişir. Sizin kiracıyla ya kiracı ve kiray veren arasında imzalanan kira sözleşmesinde yazılı olarak imzaladığınız kira sözleşmesinde artış oranında siz ne anlaştıysanız o olur. Fakat genellikle zaten makta olarak sözleşmelerde işte tüfe oranında artacağı yazıyor. Bundan önce son birkaç yıldır zaten %25'e tabiydik bunun üstüne çıkamıyorduk. Fakat bu değişti, artık %25'lik kira artış uygulaması 0107 2024 tarihinde yani yürürlükten kalktı. Bundan sonra 2025 yılı içerisinde eğer sözleşme yenilenecekse yenileme ayına göre esas alınan tüfe oranının 12 aylık ortalamasının değişim oranını geçmeyecek şekilde bir bedel belirleniyor ve ona göre artış yapıyorsunuz. Evet peki bu artışlarda şu da söz konusu olabiliyor mu? Örnek veriyorum 10 katlı bir bina düşünelim. Bu bina da 20 kişi belki de kiracı olsun diğer kalan kişiler de aslında ev sahipleri olsun. Belli bir kira ortalaması varsa o apartman içerisinde örnek veriyorum ki kira ortalaması 20 bin lira. Daha fazla veren hakkını talep edebilir mi ya da daha az kira ödeyen kişi varsa eğer kiracıysa bu ev sahibi daha fazla kira vermesini talep edebilir mi bu kişilerin verdiği kira oranları nasıl işliyor bu konu?

07:46Yani bahsettiğine şey emsal kira bedelleri olmuş oluyor o muhit çevresinde fakat hayır bunun çok bir talep edilebilir bir yön yok. Çünkü zaten en başta taraflarısında anlaşılan bir akit var sözleşme var ortada. O yüzden taraflar neye anlaştıysa artış oranı da o bedel üzerinden artmaya devam edecek. Sadece bu noktada eğer kiracı 5 yıllık 5 yıl süreyle hala aynı taşınmazda kiracı olarak ikamet ediyorsa ve kiraya veren bu kirap bedelin az olduğunu düşünüyorsa ve 5 yılda olduğu takdirde kirap bedelinin yeniden tespit edilmesi için bir tespit davası açabilir o noktada. Kira tespit davasında da az önce bahsettiğiniz gibi hem aynı apartmanda olabilir, aynı muhitte olabilir. Bu taşınmazlarla aynı şartları sahip diğer emsal kira bedelleriyle birlikte hakim dost ya da yeni bir kira bedeli adil bir kira bedeli belirleyecektir. Peki kira bedeli belirlendi, bu dosya gitti. Peki şöyle bir şey söz konusu olur mu ev sahibi bunu talep edebilir mi? Bugüne kadar işte o alamadığı belki de az ödediği kiraları toplu bir şekilde tazminatını alma şansı var mıdır ev sahibinin ya da kiracı bunu ödemekle yükümlü müdür? Bu konuda siz ne düşünüyorsunuz? Şöyle o da süreç şu şekilde ilerliyor. Eğer bir kira tespit davası açtıysanız ve bu sürecin sonunda ki nereden baksanız yine 2 sene sürüyor büyük şeylerimizde. 2 senenin sonunda zaten sizin talep ettiğiniz kira bedeline mahkeme tarafından hükmedildiyse siz kira sözleşmesiyle birlikte aslında dava tarihinden itibaren geçmişe yönelik o aradaki farkı talep edecek şekilde icra yoluna gidip tazmin ediyorsunuz.

09:21Ama sizin dava tarihinden önceki süreç için bir talepiniz söz konusu olmuyor. Peki böyle durumlarda kiracıyı evden çıkartmak ev sahibinin hakkı mıdır? Örnek veriyorum ki yıllarca bana düşük kira ödedi, yükseltmek isteme talepime rağmen kira yükselmedi. Kiracıyı bu koşulda dışarıya çıkartabilir mi evden yoksa böyle bir hak yok mudur? Hayır böyle bir hak yok tabi ki de dediğim gibi 5 yıllık sürede olduysa kira tespit dava saçılır ve kazanıldığı takdirde geriye dönüp dava tarihinden itibaren eksik olan kira bedelleri. Yani tazmin edilir kiracıdan. Onun dışında bu bahsettiğimiz başlık bir tahliye sebebi değildir kiracıyı. Anladım yani şöyle diyemez ev sahibi. Sen kiranı az ödüyorsun bak senden tazmin et de alacağız. Boş ver çık bu evden deyip kestirip atamaz yani. Yok hayır mümkün değil evet. Evet bunun da altını çizelim. Bir sonraki sorun da da aslında şöyle bir soru. Sözleşme dedik başta da bahsetmiştik sözleşmenin öneminden. Kira sözleşme süreste dolmadan fesettilebilir mi? Çünkü yazılı bir şekilde aslında bunlar belirtiliyor. Sözleşme de var olan şeyler yazıya dökülüp altına imzalar atılıyor. Peki bu sözleşme de yazan herhangi bir madde çiğnenabilir mi? Yoksa çiğnenmesi durumunda nasıl bir durum işlenir? Yani borçlar kanunu yine bu bahsettiğimiz konuları da düzenleme altına almış durumda. Yine kiraya verenin sözleşmeyi fesetmesi çok olan üstü şartlara bağlı fakat kiracı açısından böyle değil. Eğer belirsiz süreli bir kira sözleşmesi varsa aslında başta bahsettiğimiz gibi

10:546 aylık kira dönemi sonu için 3 aylık fesih bildirim süresini uyarak kiracı sözleşmeyi fesedebilir. Eğer belirli süreli bir kira sözleşmesi varsa kiracı sözleşme bitiminden 15 gün öncesinde bir bildirim yaparak kira sözleşmesini fesedebilecektir. Fakat kiray verenin için bu süreler bir şekilde geçerli değil. Onun için ayrıca tahliye sebeplerinin olması gerekiyor. Tahliye talip namesinin olması gerekiyor. Kendi insiyatif ile bir sebep bularak ya da sebepsiz bir şekilde kira sözleşmesini fesedip kiraycıyı evden çıkartması, kiray verenin açısından mümkün değil. Evet şimdi tahliye dedik aslında burada şunu da sormak istiyorum. Ev sahibinin ya da kiracının sözleşmesi süresi sonuna erine kadar acaba bir tahliye talibi hakkı var mıdır her iki taraf içinde? Yani ev sahibi tahliyesinde bulunabilir mi tahliye etmek istediğini söyleyebilir mi? Ya da kiracı ben tahliye olmak istiyorum. Bu evden çıkacağım başka bir ev buldum deyip gidebilir mi? Yani sözleşme aslında bunu yazıya döken ve kesin cevabı verecek olan şey. Ama böyle şeyler de sözel olarak yapılabiliyor muyum bunu da merak ediyorum. Şöyle kira sözleşmesinde en azından uygulamada ve çoğunlukla emlakçılar tarafından hazırlanıp imzalatılan o maktu kiray sözleşmelerinde böyle detaylı bir madde eklenmesi zaten biz hiç uygulamada görmedik. Tabii ki bir avukata gidip kira sözleşmesi hazırlarsanız geçerli olacak şekilde tüm bu maddeleri de kapsayacak güzel bir kira sözleşmesi hazırlanabilir. Kiracının az önce bahsettiğim süreler bu konuyla ilgili zaten kiracı 15 günlük

12:25ya da işte 6 ay süreli süreleri uyduğu taktirde evden çıkabilir. Bunu da bir engelli bir durum yok fakat kiraya veren için süresinden bağımsız bir şekilde eğer kiracıyı tahliye etmek istiyorsa kanunların sıkı şartlar var ya tahliye sebeplerine sahip olacak. İşte kendisinin ya da bir yakınının ihtiyacı sebebili olabilir, yeni malik olabilir, evde bir taşınmaz da onların yapılacak olabilir ya da kiracı tarafından kira bedelinin düzensiz bir şekilde ödenmemesi olabilir fakat bunların hepsinin çok sıkı hem süre hem de ihtar şartları var zaten en önemli kısım bu o davaların kazanılması adına ama bunun yanında bir de tahliye tatnamesi varsa yazılı ve geçerli bir şekilde imzalanmış bir tahliye tatnamesi varsa icra kanalıyla da kiracı tahliye edebilir ama bunların hepsi dediğim gibi çok detaylı süreçler barındırıyor, sıkı şekil şartlarına tabi. Bunlara uygulmadığı taktirde böyle bir davay yoluna gidilse bile kazanılma ihtimal düşük olur. İyi takip edilmesi lazım. Evet burada takip birinin öneminin alsını çizelim ve şundan bahsedeceğim. "Emlakçılar" dedik az önce. "Emlakçılar bir kira depositosu istiyor. Yanıcı Emlakçı değil ev sahibi de bunu istiyor. Bu kira depositosu dediğimiz şey aslında nasıl belirliyor ve geri ödenmesi zorunda mı yani kiracı evden tahliyesini gerçekleştirdiği o süreçte verdiği o deposito miktarını geri alabilir mi?" Şimdi kira depositosu dediğimiz şey bir güvence bedeli zaten.

13:56Konulmasının talep edilmesinin sebebi de şu; kiraya veren sırf bu evi kiraya vermiş olmasından kaynaklı bir güvence bedeli olarak bir bedel beliriliyor. Taşınmazda olası bir zarar verilmesi adına aslında o bedelim içerisinden tazmin edilmek üzere bu yapılıyor. Hatta uygulama da da genelde mesela taşınmada siz boyalı giriyorsanız kiracı olarak evden çıkarken de boyalı olarak teslim etmenizi istediyor. Bunlar da genellikle sözleşme içerisinde yer alan maddeler içinde oluyor. Evin verildiği gibi geri alınması durumu. Aynen. Mesela aynı şekilde deposita burada bunu sağlıyor. Kanundan borçlar kanunda 342. madde de zaten deposita miktarı belirli 3 kira bedeli olabilir. Eğer 3 kira bedelinin üstüne bir deposita bedeli belirlendiyseniz zaten kısmı butlan sayıldığından aşan kısım geçersiz olacaktır. En fazla 3 kira bedeli olabilir. Bunun dışında zaten aslında borçlar kanunun da belirtilmiş. Kiracı ve kiraya veren arasında uygulamada her ne kadar böyle olmasa da tarafların anlaştığı ve kiraya verenin belirlediği bir vadeli banka hesabını kiracı tarafından deposito yatırılır. Ve sonrasında kiracı evi tahliye ettiği esnada eğer ev ilk başta kiracıya teslim edildiği şekliyle geri kiraya verene teslim ediliyorsa tarafların onayıyla birlikte bu vadeli hesaptan kiracıya o deposita bedeli geri ödenir. Fakat günümüzde tabii ki de uygulamada böyle olmuyor. Arkadaşlarınızı direkt olarak elden veriyorlar, depositor bir güven ilişkisine dayalı veriyorlar.

15:26Aslında evde bir maddi zarar yoksa o depositodan tazmin edilecek bir zarar yoksa açıkçası onun geri verilmesi lazım. Fakat bir banka kanalıyla bu durum yapılmadıysa tarafların insafına kalmış oluyor bu durum. Evet aslında ev için bunu söyleyebiliyoruz. Aynı zamanda kira olan yerler sadece evler değil. Aynı zamanda iş yerleri de oluyor. Aslında aklıma gelen soru bu aslında bir ofis kira alacağız ya da bir kafe açılacak ve o kafe için kişi bakıyor, araştırmalar yapıyor. Bir yer buluyor. Bulduğu yerden hava parası istenmesi, hava parası çatısı altında istenen para geri ödeniyor mu? Böyle bir para istenilebilir mi daha doğrusu? En başta bunu sorayım. Şöyle eğer çok ciddi miktarlar konuşuluyor bu konuda. Gerçekten mesela bir çok işlek bir cadde üzerinden bir dükkan alınacak. O zaman diyorlar ki işte bilmem kaç bin TL para ödeyin. Ancak o şekilde kiracı olabilirsiniz burada. Hava parası olarak adlandırıyorlar. Bunu legal midir acaba? Hayır, hiçbir geçerliliği yok. Tamamen komisyonculuk üzerinden hatta tarafların bence sebepsiz zenginleşmesi oluyor. Bana kalırsa herhangi bir yasal geçerliliği yok bu durumun. Deposito için de taraflar bir sözleşme yapabilirler. Bu arada kira sözleşmesinin yanında biz daha önce yaptık bunu ve bir iş yeri kirasıydı. Deposito da vereceğimiz sürede deposito için ayrı bir sözleşme hazırladık ki onun da tastili noktasında ileride bir uyuşmazlık yaşanırsa en azından elimizde yazılı bir belge olsun istedik.

16:56Hava parası dediğimiz şeyde kesinlikle geçerli ya da legal bir uygulama değil tarafların kendi arasında artık kira alayabilecek miyiz, kira alayamayacak miyiz diye düşünürken yeri geldiğinde birbirlerini suistimal ettikleri bir eyleme dönüşüyor aslında. Bir geçerliliği yok. Deposito ise dediğim gibi sözleşmeye bağlı olarak yapılırsa ya da bankaya depo edilecek şekilde ödenirse sonrasında tastili açısından bir problem yaşamıyor. Peki kişi bununla karşılaştı bir yer kiralamak istiyor, bir dükkan kiralamak istiyor. Ancak hava parası denilen şey isteniyor. Bu durumda acaba kiralamak isteyen vatandaş nereye ne şekilde başvurabilir ve süreç nasıl işler? Şöyle bununla ilgili bir ödeme yaptıysa haksız bir ödeme yapıldığı için sonrasında şikayet edilebilir ama günün sonunda yani sonuçta mağaz sahibi taşınmaz sahibini bir yeri kirayı verip vermemesi konusunda zorlayamazsınız. Yani günün sonunda kiracı çıkıp ben o zaman buraya sana kiralamıyorum dediğinde zaten kiralamayacaktır. Yani yasal olarak bununla ilgili borçlar kanunluğu kapsamında bir düzenleme yok. O zaman şöyle mi yapılması gerekiyor? Eğer bu konuda kişi hakkını almak istiyorsa önce girmeden hava parası denilen tabir edilen şeyi alıp verip daha doğrusu karşı tarafa sonrasında girip ancak o şekilde mi şikayetle bulunabiliyor? Benden haksız yere şu miktarda para istendi deyip bu şekilde mi kuki boyuta taşıyabiliyor durumda? Aslında şöyle en başından itibaren burada taraflar ödenecek herhangi bir bedeli,

18:29ismini ne olarak veriyorlarsa versinler fark etmez. Hepsini yazılı bir sözleşme kapsamını alsınlar ki daha sonrasında bunların geri ödenmesi noktasında eğer bir problem yaşanırsa ellerinde yazılı delil bulunmuş olur. Yani herhangi bir ödemeyi kesinlikle ıslak imzalı bir şekilde sözleşme kapsamına dahil etmeleri gerekiyor. Bunun da altını çizdik. Çünkü biliyorsunuz sadece kiralanan yer bir ev olmuyor. İşte caddeüzende olduğunda daha çok aslında söz konusu oluyor. Bahsettiğim şey bu hava parası olarak adlandırdıkları şey. Bu konuda aslında vatandaşın birbirine duyaylı davranmasına diliyorum. Çünkü bakıldığında her iki tarafında mağdur olması çok kolay. İnsanlar birbirlerine aslında belki kendinden aşağıda gördüğünden kolay yoldan para kazanmak istiyorlar ama bu konuda uyaralım. Hepimiz bir ülkeyi paylaşıyoruz, aynı yeri paylaşıyoruz. Burada birazcık daha insanların daha birbirlerine güzel davranmaları, hakların ihlal etmeden davranmaları da çok büyük önem taşıyor aslında. Evet. Evet bir yandan da diğer soruma geçiyorum. Ey sahibi mülkü satarsa ve yeni mal sahibinin kira sözleşmesine uymaması takdirinde neler olur? Şöyle ortada yazılı ve geçerli bir zaten kira sözleşmesi varsa yeni malik söz konusu taşınması satın aldığında bu kira sözleşmesinin direkt olarak tarafı olur zaten. Yani yeni malik evi satın aldığında kiracıya yani artık burada yaşamayacaksın, tahliye istiyorum gibi bir talebi mümkün değil, hukuki olarak korunan bir durum değil bu. Bunun istisnaları var.

20:00Eğer yeni malik kendi sevdiği ikamet etmek üzere bu taşınmazı satın aldıysa, taşınmazı satın aldığı tarihten itibaren bir ay içerisinde bir ihtarnanme çekmesi gerekiyor. Bir aylık süre sıkı şekil şartına bağlanmıştır yine burada. Bu ihtarnamenin içerisinde bu taşınmazı da kendisi yaşamak üzere satın aldığını, yeni malik olduğunu bildirdiğini aynı şekilde de altı ay içerisinde evi tahliye etmesini talep ediyor. Bu sadece bir talepten ibaret. Altı aylık sürenin sonunda eğer ki kiracı o evi tahliye etmediyse kiraya verenin altı ayın sonunda bir tahliye davası açıma hakkı elde etmiş oluyor. Yani hemen onu yine evden çıkartamaz bundan kaynaklı. Burada da aslında şunu görebiliyoruz. Kiracıların suyu istimhal ettiği birkaç örnek var burada da. Şimdi az önce ticari işletmeler için istenen hava parasının aynı paralarla bir tık benzerini burada görebiliyoruz. Bu sefer de kiracı şunu söyleyebiliyor. Tamam işte taşınacağım bana şu kadar para ver gibi yeni malikten para talep ediyorlar. Bunların verildiğini de gördük çünkü kiraya verin için o evde yaşamak daha çok önemli arz ediyor. Aynen öyle. O yüzden bunun çok fayiş olmasına rağmen ödendiği zamanları da gördük ama aslında bu da yasal bir zeminle oturmuş bir şeyliği tarafların arasında. Kimisi diyor ki işte taşınacaksın hem senin taşınma masrafın olsun hem yeni taşındığın yerdeki kira bedelini eğer artıyorsa o farkı biz vermiş olalım. Ya da işte ilk üç aylık kiranı vermiş olalım deyip masrafları azaltıp bazen de kiraya verenler iyi niyetle aslında bunu teklif edip evlerinde bir an önce ulaşmak istiyorlar.

21:39Evet aslında hukuk burada devreye giriyor. Ya bu çok önemli çünkü kişiler şöyle karşı taraftan bir ev sahibi gözünden bakalım öncelikle. Ev sahibi kiracıyı çıkartamadığı durumda ne diyecek kendi kendine ulaşmaya çalışacak. Aslında avukatlar bunun için var. Ulaşmacılar diye daha önceki bölümümüzde de bahsetmiştik aslında ulaşmanın avukatlarımızın öneminden. Burada da o aslında devreye giriyor. Bu yüzden muhakkak kimse kimseyi bir şey teklif etmeden avukatların bir araya gelip bu konuyu bilen ehli insanların bir araya gelip bunu çözmeye çalışması daha doğru değil mi? Zaten evet kesinlikle katılıyorum. Kira uyuşmazlıklarıyla ilgili herhangi bir dava yolunda zaten ara buluculuk dava şartı. Yani siz ilk aşamada dava açıyorum diyip dilek cenziverip dava açamıyorsunuz o zaten reddedilir. Önce ara buluculuğa zaten başvurmuş olmanız gerekiyor. Ara buluculuk sürecinde de zaten ara bulucu da ara bulucu dediğimizde meslektaşımız bir avukatımız olmuş oluyor. Eğer ki taraflarında vekilleri varsa asilerin katılmasına bile gerek kalmadan çoğu zaman uzlaşmayla bu dosyalar bir sonuca varıyor. Ki yargılama zaten bu kira uyuşmazlıkları üzerinden artan davalarda çok fazla yoğunluk olduğundan dolayı bu ara buluculuk uygulaması geldi. Yine biz uygulamada da çok fazla verimi aldığını görüyoruz. Geri geri gelirse birkaç toplantı yapılıyor. Ama taraflar arasında hukuk izleminde bir uzlaşma sağlaması ara buluculuk noktasında çok önemli tavsiye ediyoruz. Bunu da altını çizelim. Kimse her aslında ev sahibi için de geçerli, bu kiracı için de geçerli.

23:13Lütfen kimse kendi kendine bir şeyleri çözmeye çalışmasın. Gerekli kişilere, gerekli yerlere başvurarak bu uzlaşmaları daha kolay ve daha doğru şekilde yapmaları mümkün diyelim. Peki şunu sormak istiyorum. Merak ettim bir diğer konuda şu. Evet, kiracı evden çıkmıyor. Belli ki kiracı ve ev sahibi arasında bazı problemler yaşanmış. Eğer kiracı evin içerisine zarar verirse, bu konuda nasıl bir yol izlenmesi gerekiyor? Ev sahibinin izlemesi gerektiği yol nedir? Çünkü karşılaşılan bir durum, son zamanlarda çevremde de baktığımda kiracı evden çıkmak istemiyor seyir. Ve sürekli aslında hıncını evin içinden çıkartıyor bazı durumlarda. Bu da ev sahibi için aslında hiç de yüz güldürecek bir durum değil de çıkacağız da. Kesinlikle uygulamada bizim de sıklıklı karşılaştığımız bir durum oldu. Hatta hiç beklemediğiniz kiracı profillerinde bile maalesef böyle bir eğilim görebiliyorsunuz. Evden çıkarken verebileceğin bir maksimum zararı verip öyle gideceğim diyip. Bu da bununla ilgili öncesinde tehdit ediyorlar zaten. Bunu da çok fazla gördük. Burada aslında özeli kukun dışında öncelikle ceza boyutunu konuşabiliriz. Çünkü mala zarar verme suça oluşmuş oluyor. Hem burada bir suç duyurusunda bulunarak delilerini toplanarak bir soruşturma sürecinin başlatılması gerekir. Aynı zamanda da yine bu evin taşınmazının bütün fotoğraflarını çekip videolarını çekilip geri gelirse orada bir hasar tespiti yaptırılıp ki aslında dava sürecinde de zaten bu tespit edilecektir.

24:43Ama bir dava yolunda girilip tazminat davasıyla zaten talep edilir bu. Peki bu da uzun süren bir meşakatli bir iş midir aslında onu da merak ediyorum. Çünkü davaların çokça önünüze geldiğinden bahsediyorsunuz. Bunlar ne kadar sürer? Kişiler haklarını ne kadar sürede aslında ellerini tutabilirler? Şöyle kira uyuşmazlıkları Sulu Kuk Mahkemesi'nde görülüyor. Eğer büyük şehirde yaşıyorsanız ki Ankara'da şu an bir dava açtığınızda başlaması bitmesi için kesinlikle bir iki yılı gözden çıkarmanız gerekiyor. Eğer küçük bir ilçede yaşıyorsanız doğal olarak dosya sayısı daha az olacağı için dosya sonuçlanması çok daha kısa sürecektir. İstanbul'a baktığımızda dava süresi yine orada daha da uzuyor. Bir davayı açtığınızda ilk duruşma, önünceleme duruşması için bir yıl sonra gün alabiliyorsunuz maalesef. O yüzden bu süreleri gözetmek gerekiyor ama her zaman şunu söylüyorum. Eğer kiraya veren olarak kiracı sizin evinizden çıkmamakta, haklı olmanıza rağmen çıkmamakta ısrar ediyorsa siz bu kişi iki sene sonra da çıkartamayacaksınız. En azından bugün dava açarsanız iki sene sonra bu kişiyi tahliyetimi imkanına elde etmiş oluyorsunuz. O yüzden yine de önerdiğimiz bir yol. Evet yani dediğimiz gibi aslında başından beri her şey şu kapıya çıkıyor. Bu konuda gerekli avukatlarının olay yerinde kendi açılarından değerlendirmesi çok değerli. Çünkü kiracı kendisi bir şey söylüyor, ev sahibi kendisi bir şeylerden bahsediyor. Sonrasında gerçekten kişilerin kendi kendine uzlaşması çok güç oluyor.

26:16Bu yüzden mutlaka mutlaka altını tekrar tekrar çizelim. Avukatlarımızı bu konuda çok çok ihtiyacımız var. Bir yandan da bakıyoruz bu davalar da çok uzun sürüyor. Ve bir de aslında yanlış anlamıyorsam şu çok fazla önünüze gelen kiraylar, kiracı ev sahibi davası olduğundan bunlar çok çok uzun sürüyor. Ama yine de pes etmeden iki yıl zaten siz isteseniz de çıkmayacakları için birazcık bekleyip gerekli hukuk mercilere ulaşıp böyle devam etmek çok daha mantıklı olacaktır diyelim. Evet. Peki şu da karşıya çıkan şeylerden bir tanesi. Ev sahibi kiracın evine ne de olsa benim evim diyerek girip gezebilir mi? Ya da eve girmeyi talepte bulunabilir mi? Hayır, evet bunu da yapamaz tabii ki de. Şimdi öncelikle burada ev sahibinin niyeti önemli eğer ki kiraya veren bu noktada aslında evi satışa yönelik yeni potansiyel alıcılara göstermek için evi göstermek istiyorsa kiracı evi gezdirmek zorunda. Aslında kiracın bu noktada bir mecburiyeti var fakat kiracı evi göstermemekte ısrar ediyorsa kiraya verenin yapacağı şey eve zorla girmek olamaz. O zaman çünkü bu sefer farkında bile olmadan konut dokunulma ağzını ihlal eder ve cephi cezayı sürece maruz kalabilir. Bununla ilgili zaten yine bir davaya yolumuz var. Bu daha kısa sürüyor. Kiracının söz konusu taşınması yeni kiracılara göstermek için o bir dava açabiliyoruz ve o davaydı kazanıldığı takdirde zaten bir mahkeme ilamiyle kiracı eve göstermek zorunda kalıyor. Evet peki şundan bahsedeceğim.

27:47Ev sahibi evde herhangi bir problem olduğunu seziyor. Az önce bahsettiğimiz konudan bahsediyorum aslında. Eve herhangi bir zarar verme durumunda ev sahibi diyebilir mi? Sen benim evime zarar veriyorsun ve ben bunu görmek istiyorum ya da zarar verdiğini belki bir komşudan duyuyor. Komşu ev sahibini arıyor diyor ki sizin evinizde kiracı evin dolabına kapısına belki de duvarlarına zarar veriyor. Kişi bunu talep ederek içeri girebilir mi peki? Ya yine de zorla hiçbir şey yapamaz. Artık orası kiracının konutu, izni ve rızası olmadan oraya yapılacak herhangi bir müdahale. Bu sefer dönük dolaşıp kiraya verene taşınmaz sahibine zarar verebilir. O yüzden yine de kiralandığınızı göstermeye izin istemiyle dava açılması gerekiyor. Yani hiçbir şekilde şunu demeyecektir kimse. Burası senin kendi mülkün evet tapusu da sende ama o evde biri yaşıyor artık. Yani kullanım hakkı birine ait yazılı ve geçerli bir kira sözleşmesi var. Oraya ev sahibi kiracının rızası olmadan hiçbir şekilde müdahale edemez. Evet bazen ben bu soruları bile sorduğumda aslında kullanma çok komik geliyor. Ama bunlar gerçekten yaşanan şeyler değil mi? Siz de denk geliyor musunuz böyle durumlara? Yani kişinin rızası olmadan eve girmeyi talep eden ev sahipleri gerçekten karşınızda çıkıyorum diye de bir sorayım isterim. Evet çıkıyor. Bu da var. Kiracılar eve girdikten sonra zaten anahtarlığın değiştirsinler. Aynı anahtarlığa hani yaşama gibi bir mecburiyetleri yok. Anahtarları sadece kendilerinde olsun. Bu şekilde de zaten kiraya verenin hani art niyeti bir şekilde eve girme durumu varsa bunun önüne geçilmiş olur.

29:22Kiş orada bir durum var. Şunu da gördük. Kiray veren sırf merakından da eve girip bakıyor. Yani bu evde kim nasıl yaşıyor, ne yapıyorlar diye merakından bunu kendisine hak gören kişiler de çıkabiliyor. Direkt olarak suç, direkt olarak cezayı yönü var. Hızlı bir şekilde işleme başlatılır yani bu. O zaman aman dikkat diyelim kendi eviniz olsa bile eğer ev başkalarının kullanım alanındaysa kullanım hakkı onlardaysa aman dikkat diyelim evlere girmeye çalışmasınlar. Bu sefer evleri varken başkalarının özgürlüğünü aslında tecavüz ettikleri için o konuda gerçekten suçlu konumuna düşebilirler diyelim. Evet. Evet şimdi biliyorsunuz son zamanlarda kirada oturan insanların sayısı artta evet aydat konusuna değinmek istiyorum. Ev sahibi mi ödüyor aydatı yoksa kiracımı ödüyor. Bu da aslında kafalarda soru işareti bırakan noktalardan biri. Evet aydat da yine taşınmaz masraflarından bir tanesi ama taşınmazı kullanan kişi kiracı olduğu için kiracı öder. Kiracının ödemediği takdirde zaten şöyle oluyor uygulamada bunu görüyoruz. Zaten genelde yönetim burada aydatı ödenmediği takdirde orada kiracıya karşı icra takibi başlatılıyor çoğunlukla. Kulanım hakkı orada orada bahsettiğinizde mesela sitede güvenlik hizmeti oluyor havuz varsa spor salonu varsa bunların temizliği bakımı oluyor çöp toplanıyor. Tüm bu hizmetlerden faydalanan kişi kiracı olduğundan kaynaklı. Aydat ödeme yükümlülüğü de kiracıya ettir. Ama burada bir noktaya değineceğim. Aydat ve demirbaş farkına.

30:54Çünkü demirbaşı kim ödemesi gerekiyor? Yani benim bildiğim kadarıyla ev sahipleri demirbaş ücretlerini ödüyorlar. Çünkü bu demirbaşı olarak adlandırdığımız şey binanın kendi özelliğinde bir asonsör bozukluğu olabilir. Asonsör bozukluğu tamir etmeye süreci olabilir. Kabin yenileme olabilir. Ya da başka ses yaltının vesaire gibi birçok şey var aslında. Bu noktada aslında bunu kiracı ödemez diyelim. Çünkü bu miktarlar çok fazla oluyor. Maldur olan kiracılar da var. Ev sahibi diyor ki sonuçta sen orada kalıyorsun. Nasıl aydatını ödüyorsan demirbaşı da sen ödeyeceksin diyen bazı insanlar çıkabiliyor. Bu noktada ne yapılması gerekir? Bu bahsettiğiniz kalemlerin hepsi kiraya verene aittir. Orada kiracının herhangi bir ödeme yükümlülüğü zaten yok. Bunlar büyük onarımlardır. Yapısal onarımlardır. Ve genellikle bir uzmanın yapması gereken, bir konuda bir hizmet satın alınması gereken onarımlardır. Bazen çatı anorama olur. Dediğiniz gibi tesisat yenileme olabiliyor ya da asonsörle ilgili bozukluklar olabiliyor. Bunların hepsi kiraya verene aittir. Eğer ki kiracı, kiraya veren bu masrafları ödemediğinden bunu ödemek zorunda kalırsa zaten kirabedelinden bunu düşüp aynı şekilde ödemelerini buna göre devam ettirebilir. Fakat küçük onarımlar dediğimiz mesela evin içerisinde sırf kullanmaktan bozulan bir musluk değiştirilmesi gerekiyorsa bunlar zaten çok cüzi miktarlardır. Bunlar kiracının da kullanmasından ötürü zaten süreç içerisinde bozulduğundan bunu kiracı öder. Büyük onarım ve küçük onarım olarak bunları ayırabiliriz. Peki can balkonu diyelim. Can balkonu neye giriyor peki?

32:25Can balkonu yaptırmak isteyen bir kiracı ev sahibiyle mi görüşmeleri yoksa kendisi o evi kullandığı için can balkonunu yaptırıp giderken de ben bunları götürürüm diyebilirim. Evet diyebilir. Eğer şöyle bu kiraya verenin inisiyatifinde olan bir şey, kendisi taşınmaza bir can balkonu yaptırmak istiyorsa zaten kiracadan bunu tazmin etmeyecek şekilde bunu kendisi yaptırır. Fakat kiracı ödeyerek kiray ilişkisi içerisinde ikamet ettiği taşınmaza can balkonu yaptırılmasını istiyorsa önce bunu kiraya verenden talep eder çünkü o kalıcı olması amacıyla yaptırılan bir şeydir. Fakat kiraya veren bunu kabul etmiyorsa yine kiraya verenin rızası ile birlikte kendisi bunu yaptırıp daha sonrasında söküp götürülebilecek şekilde yaptırıp daha sonrasında evden çıktığı zaman alıp götürebilir. Bunu da bir yanlış yok. Evet, zaten sözleşmelerde de şu dikkat çekiyor. Eğer evi verdiğimiz gibi teslim almak istiyoruz gibi ibareler bulunuyor. Bu sözleşmeler de aslında çok çok önemli. En başında değindik. Gerçekten sözleşme yazılı olarak olduğundan ötürü söz uçar yazı kalır diyelim ama aslında sözleşmelerin önümüne tekrar tekrar altını çizelim diyorum. Evet. Evet peki kiracı, kiral sözleşmesi süresi dolmadan evin içerisine henüz kiracı varken evi devredebilmesi mümkün mü ya da bir başkasına kiralayabilir mi? Çünkü bazen kiracı evin içerisindeyken az önce değindik. Başka bir kişiye kiray verilmesi için ev gezdirilebiliyor. Yani henüz evin içerisinde bir kiracı varken başka bir kiracı arayışına girebilir mi?

34:00Burada eğer ki şimdi aslında ikisi farklı konular kiraya veren evi satma niyetiyle başka potansiyel alıcılara gösterebilir. Bunun dışında aslında bahsediğin şey kiral sözleşmesinin devri ya da alt kiracılık ilişkisi olmuş oluyor. Bunu talep eden kişiler genelde kiracılar olmuş oluyor zaten. Çünkü bu kiraya verenin çok da işine gelen bir durum değildir. Kendisini sözleşme imzaladığı kişinin tarafı değişiyormuş gibi olduğu için bunu talep etmezler. Kiracı eğer ki kiral sözleşmesini devretmek istiyorsa yazılı şekil şartları var bunun. Üç tane şartı var. Öncelikle yazılı ve geçerli bir kiral sözleşmesi olması gerekiyor bu devir için. İkincisi kiraya verenin ve kirayı veren ve kiracı arasında bir anlaşma olması gerekiyor. Aynı zamanda da kiraya verenin yazılı onayının alınması gerekiyor. Bu şartları sağladığınız takdirde kiracı olarak siz kiral sözleşmesinin başkasına devredebilirsiniz. Alt kiracılık ilişkisi dediğimiz şey daha farklı olmuş oluyor. Siz kiracı olarak otururken başkasıyla başka bir kiracıyla aslında alt kiral sözleşmesi imzalıyorsunuz. Burada da yine kiraya verenin esas taşınmaz sahibinin yazılı onayını almak zorundasınız. Bunun dışında alt kiral sözleşmesi esas kiral sözleşmesine bağlı olur zaten. Esas kiral sözleşmesinin süresi bitince alt kiral sözleşmesinin de aynı şekilde hükümsüz hale gelmiş olur. Esas kiral sözleşmesinin herhangi bir maddesi aşılarak alt kiral sözleşmesine uygulanamaz.

35:30İkisi aynı paralelde başlar ve biter. Evet bunu öğrenmiş olduk ama bir diğer merak ettim konuda şu. Kiracı evi başkasıyla paylaşması durumunda ev sahibi hak talep edebilir mi? Yani örnek veriyorum bir odasını kiraya vermek gibi olabilir. Biliyorsunuz büyük şehirlerde okumak için belki şehir değiştiren öğrenciler bunu sıklıkla yapıyorlar. En çok da burada karşımıza çıkıyor. Bir öğrenci evinin bir odasını başka bir öğrenciye kiralıyor. Bu normal mi? Bazen kendi aralarında halledebiliyorlar. Ev arkadaşı başka ama evin bir kısmını kiraya vermek başka. Bu konu nasıl işliyor okukta? Az önce bahsettiğim alt kiray ilişkisi aslında bunun tam olarak örneği. Dediğiniz gibi öğrenciler arasında çok fazla sıklıkla görüyoruz bunu. Bunun geçerli bir şekilde olabilmesi için kiraya verenin yazılı onayının alınması şart. Hani bunun alternatifi yok. Çünkü o taşınmaz sahibi olan kiraya veren o kiral sözleşmesini yaparken sizinle arasında geçerli olacak şekilde bu sözleşmeyi yapıyor. Onun haberi olmadan siz odasını ya da salonunu bir yerine hiçbir şekilde başka birini aslında kiralayamazsınız. Kiraya veren bu konuda yazılı bir onay verirse, bu konuşulduğunda yazılı olarak imza altına alınırsa bu alt kiral sözleşmesi de olur. Ve dediğim gibi geçerliliği de esas ilk eve giren sizin kiral sözleşmenizin geçerliliğine bağlı olarak ilerler. Evet bu konuya da aslında dikkat çekelim çünkü öğrenciler bu hataya sıklıkla düşebiliyorlar. "Evi paylaşıyoruz" diyorlar belki ama bakıldığında çok haksız kazançlarda.

37:01Öğrenciler, öğrenciler kendi kendilerini bile aslında birbirlerini tuzağa düşürebiliyorlar. Bu konuda çok çok dikkatli olalım diyelim. Peki ev sahibi ve kiracı arasında bir anlaşmazlık söz konusu oldu. Bu konuda acaba dava süreci nasıl işliyor? Az önce bahsettiğim gibi bu kiral uyuşmazlıklarından kaynaklı herhangi bir dava yoluna gidilmesi için öncelikle ara buluculuk dava şartını yerine getirmiş olmanız gerekiyor. Ara buluculuk aşamasında siz başvuru yaptıktan sonra eğer varsa vekiliniz yoksa asil olarak siz ara buluculuk sürecinde toplantılara katılıyorsunuz. Ara buluculuğu avukat meslektaşımızın orada koordinatörlüğü ve uzlaştırma çabasıyla birlikte toplantılar devam ediyor. Aslında ilk amacımız ara buluculukta uzlaşmanın sağlanmasıdır. Çünkü evet bazen ciddi mağduriyetler olabiliyor ama bazen de ciddi anlamda keyfi bir şekilde bu tahliye talepleri olduğu için ara buluculukta uzlaşma sağlanması hem yargıyı gereksiz bir dava başlığıyla oyalamaktan alıkoymuş oluyoruz ve lehe işlenme sistem olmuş oluyor. Ara buluculuk toplantılarında eğer uzlaşma sağlanırsa süreç orada noktalanıyor ve ara buluculuk tutanakları resmi evraktir, izra edilebilir. Mahkeme ilamı gibi de görebiliriz yani aslında baktığımızda. Ama bunun dışında eğer ki uzlaşma sağlanamazsa bu sefer uzlaşamama, tutanaklarıyla birlikte dava açıyoruz. Bazen işte tahliye dava asıl oluyor. Bazen icra takibinin sonunda itiraz gerçekleştirildiyse itiraz niptal dava soğumuş oluyor

38:35ama taşınmazla ilgili olan yine tüm davalarda sulhukuk mahkemesinde görülüyor. İşte mahkemelerdeki normalesiz davayı açısınızda tevzi olarak size alternatif bir süre de belirlenir mahkeme tarafından. Eğer küçük şehirde yaşıyorsanız çok daha şanslısınız. Dostya sayısı az olduğu için çok daha hızlı bir şekilde sırası da gelir ve dostyalarınız davağınızı görülür. Ama büyük şehirlerde maalesef bu süreç çok uzun sürüyor. Ama süreç içerisinde dava da taşınmazla ilgili bilir kişi raporuna da gider. Eğer bir kira tespiti ise bu belirlenir. Eğer bir tahliye durumu varsa ya da yine kira tespitiyle ilgili durumlarda dosya da bilir kişiye gitmesinden önce keşfe gidilir. Evde bir keşif de yapılır ya da bahsettiğiniz gibi bir zarar tazmini varsa yine aynı şekilde keşfe gidilir. Süreç en sonunda noktalanır ama aşağı yukarı büyük şeyler de iki sene gibi bir süreye öngörüyoruz burada. Evet ne yazık ki uzun bir süre ama peste etmemek gerekiyor diyelim. Yavaş yavaş da programınızın aslında sonuna geliyoruz. Bir yandan da merak ettiğim diğer soruysa kira ödemelerinin bank özerinden gerçekleşmesi zorunlu mudur? Ki bana kalırsa bank özerinden gerçekleştirmek çok daha mantıklı. Çünkü bu da bir sözleşme gibi yazılı bir kanıt olarak ödenip ödenmediğine elden verilen durumlarda kazan kiracı ev sahibi şunu söyleyebiliyor belki kirayı aldı. Ama oradan haksız bir kazanç salep ettiği için bana kira ödemedi diyebiliyor. Bu yüzden kira ödemelerinin banka üzerinden yapılması zorunlu mu? Hangi durumlardan nakit ödeme yapılabilir?

40:07Hiçbir durumda artık nakit ödeme yapılmıyor. Öncesinde elden ödeme yine kabul görebiliyordu ama dediğiniz gibi bu sefer kira ilişkisinin ödendiğine dair herhangi bir delil elimizde olmamış oluyordu. Aynı zamanda 17-10 2024 tarihinde resmi gazetede yayınlandı ve aynı tarihte yürürlüğe girdi gelir vergisi genel tebliği ile konut ve iş yerlerine ilişkin kira ödemelerinde tefsik yani belgeyle kanıtlama zorunluluğu geldi. Bu zorunluluğun ihlali durumunda da uygulanacak özel usulsüzlük yani ceza bedelleri düzenlendi. Yani siz konut ve iş yeri sahibiyseniz ve bunu kirayı veriyorsanız bu kirayı ödemelerini ya banka ya da PTT aracılığıyla temin etmek zorundasınız artık bunun alternatifi yok. Çünkü hem gelil vergisi açısından hem de kiray ilişkisinin ispatı açısından hem sizin lehinize işlemiş oluyor hem de bunu yapmadığınız takdirde artık ceza yaptırımlar öngörüldü. Bank yani herkes de burada öğrenmiş olsun hem kiracılar için de bu lehlerine işleyecek bir durum hem de kiraya verenler için banka ya da PTT aracılığı ödeme yapmak zorundalar. Evet bunu da söyledik artık programınızın da sonuna geldik. Sizin de eklemek istediğiniz vatandaşları uyarıda bulunmak istediğiniz noktalar var sonunda alalım. Kiracılık ilişkisinde her ne kadar tarafları birden fazla hak verilmiş olsa da günün sonunda aslında iyi niyet ve dürüstlü kurallarına uyularak orta noktada buluşulması çok mümkün. O yüzden herkese iyi niyette bir şekilde uzlaşmayı talep ediyorum.

41:38Evet biz de bize verdiğiniz güzel cevaplar için hukuki bir konuyu yine masamıza yatırmıştık. Bizi çok güzel aydınlattınız. Çok çok teşekkür ediyoruz. Evet burada programınızı noktalıyoruz. Türk Haber TV ekranlarında hukuk masası programıyla birlikteydik. Çok değerli bir konuyu yine hukuk masamıza yatırdık. Bir sonraki programınızla görüşene dek hoşça kalın. Hoşça kalın. [Jenerik Müzik]

Hukuk Masası 32. Bölüm kapak görseli

Yayıncı: TH TurkHaber Tv · Konuk: Av. Betül Uçkan

32. Bölüm · Borçlar Hukuku

Borç Nedir ve Nasıl Doğar

Borç ilişkisi, alacaklının borçludan bir edimi talep edebildiği hukuki bağdır. Türk Borçlar Kanunu’na göre borcun üç kaynağı vardır: sözleşme, haksız fiil ve sebepsiz zenginleşme.

Sözleşmeden doğan borç nedir?

Sözleşme, tarafların karşılıklı ve birbirine uygun irade beyanıyla kurulur. Kanun aksini öngörmedikçe sözleşmenin geçerliliği şekle bağlı değildir; ancak taşınmaz satışı gibi belirli sözleşmeler resmî şekil şartına tabidir.

Haksız fiilden doğan borç nedir?

Kusurlu ve hukuka aykırı bir davranışla başkasına zarar veren kişi, bu zararı gidermekle yükümlüdür. Sorumluluğun doğması için hukuka aykırı fiil, zarar, kusur ve illiyet bağı birlikte aranır.

Sebepsiz zenginleşme ne demektir?

Haklı bir sebep olmaksızın başkasının malvarlığından zenginleşen kişi, zenginleşmeyi iade etmekle yükümlüdür. Örneğin borç olmadığı hâlde yapılan ödeme, sebepsiz zenginleşme hükümlerine göre geri istenebilir.

Program transkripti 28 bölüm · otomatik çıkarıldı

Bu transkript ses kaydından otomatik olarak çıkarılmıştır ve hata içerebilir. Zaman damgasına tıklayarak videonun ilgili anına gidebilirsiniz. Yayın hakkı TH TurkHaber Tv’ye aittir.

00:00TÜRK ABAR TV ekranlarına hoş geldiniz. Ben Melda Şahin, bir hukuk masası programında daha birlikteyiz. Bugün hemen hemen herkesi yakından ilgilendiren borç hukuk konusunda borç hukukunu hukuk masamıza yatıracağız. Ve değerli konuğun Betül Uçkan ile birlikte programınıza başlıyoruz. Evet, nasılsınız? Öncelikle hoş geldiniz. Hoş buldum, çok iyiyim. Teşekkür ederim. Siz nasılsınız? Ben deyiyim. Çok teşekkür ederim. Evet, ben iyiyim. Siz iyisiniz ama bazı insanların canını çokça sıkan onlara dert eden bir konu hakkında konuşacağız. Borç hukuk hakkında konuşacağız. Evet, öncelikle borç nedir? Ve aslında borcu nasıl doğduğundan başlayalım. Borç nedir hukukta? Şimdi borç dediğimiz şey aslında alacaklının borçluğundan istemeye yetkili olduğu, borçluğunun da yerine getirmek zorunda olduğu tek bir edim ya da alacak hakkında biz borç diyoruz. Ve borçlar kanunu da düzenleniyor kanunumuzda. Bazen tek taraflı olarak bir edimi yerine getirme yükler, bazen iki tarafa da yükler. Yine bu sözleşmenin ya da anlaşmanın niteliğine göre değişen bir durumdur. Nereden doğar diye soracak olursak, boş arkamda üç başlık altında düzenlenmiş. Birincisi sözleşmeden doğan borçlarımız vardır, ikincisi haksız fiilden doğan borçlarımız vardır.

01:30Bir üçüncü olarak da sebepsiz denginleşmeden doğan borçlarımız vardır. Borçlar bu üç kaynaktan doğar. Evet aslında borç artık hemen hemen hayvatandaşın hayatının bir noktasında canını sıkan bir durum olarak karşımıza çıkıyor elbette. Biliyorsunuz nakit para kullanımı yerine artık kredi kartı banka kartlarına bıraktı. Ve sonrasına görüyoruz ki aslında kredi kartın önü de alınmıyor ve borçlar çok hayatımızda bizlerin önüne çıkmaya başlıyor. İnsanların birazcık harcamalarına dikkat ederek davranması ve sizin de söylediğiniz bu borcu oluşturan temel sebeplere karşı bir tık daha dikkatli olması gerektiğini vurgulayalım ve ben diğer soruma geçmek istiyorum. Borçlu ve alıcaklı arasındaki ilişkide en sık yaşanan sorunlar nelerdir sizin karşınıza bir borçlu ve alıcaklı karşı karşıya geldiğinde ne tarz sorunları duyuyorsunuz? Nasıl ilgileniyorsunuz bu konularla? Aslında temel olarak tek bir konudan uyuşmazlık çıkıyor burada. Genel olarak borçlu böyle bir borcun olmadığını ya da varsa bile en azından borç miktarının bu olmadığını iddia ediyor. Ya da borç bir senede bağlandıysa senedeki imzanın kendisine ait olmadığını iddia edebiliyor. Bu yol yani bu noktaya gelindiğinde de zaten alıcaklı yasalaklarını kullanmak için hukuki yollara başvuruyor. Evet yasalakları kullanıyor dediniz o zaman da borcu olan kişiden bir talep edilen borç miktarı bulunuyor. Peki bu borcun ödenmemesi durumunda alıcaklıdan acaba ne gibi haklar temin edilebilir?

03:00Yani şöyle aslında burada bizim borcumuzun bağlı olduğu hukuki kaynıanın önce tespit edilmesi lazım. Sizin borcunuz bir sözleşmeye mi bağlı, bir senede mi bağlı ya da işte haksız fiilden mi doğan bir alacağınız var daha doğrusu. Alıcaklının önceki, öncelikle borçlu ile arasındaki hukuki ilişkinin tespit edilmesi gerekiyor. Bu tespit edildikten sonra gidilecek zaten yasal yollar belirli ya icra takibine konu edilecektir en hızlı şekilde. Fakat bu bir adi takibi konu olacaksa itirazda da tabi olacağından bazen bunu tercih etmeyip direkt olarak bir alacak davası açılması yoluna da gidilebiliyor. Yine burada da yetkili ve görevli mahkemeni de tespit edilmesi alacak davasının hangi mahkemi, hangi mahkemi de açılacağı noktasında da önemli teşkil ediyor. Evet anlıyorum. Az önce senet dediniz borcun çeşitlerinden aslında bahsettiniz. Ben de buraya bir virgül atmak istiyorum. Bu son zamanlarda banka kartlarından kişiler birbirlerine para yollarken bazen konu kısmına eskiçebiliyorlar. Burada aslında o konu kısmında borç vermek ve almak dengesi birazcık şaşıyor karşımıza çıkıyor. Oraya o konu yazan kısmı muhakkak bir şey yazılması gerekiyor mu? Onu da bir virgül atalım aradan söyleyelim isterim çünkü çokça karşınıza çıkıyor sanırsam sizlerin de bu konuda siz neler söylersiniz? Şimdi şöyle eğer ki sizin bir bank hesabına kendi hesabınızdan başkasının hesabına gönderdiğiniz bedel bir borç ilişkisine dayanıyorsa mutlaka ve mutlaka oradaki hangi borca dair olduğuna dair bir açıklama yapılması mutlaka gerekiyor.

04:34Çünkü siz bunu yapmazsanız karşı taraf her ne kadar ödemeyi almış olmasına rağmen bu borç bana ödenmedi diyip yasal yollara başvurup ya da var olan icra takibindeki bu harican yapılan ödemeyi dahi düşmeden size ödemiş olduğunuz bir parayı yeniden ödemek zorunda bırakabilir sizi. Aslında günümüzde şöyle de bir durum var şimdi ticar faaliyet gereği siz bir iş yapıyorsanız bir tacirseniz bir hizmet satıyorsanız ya da siz vergi ödemek zorundasınız. Bazen de tacirler vergi ödememek için aslında açıklama kısmı borç bırakılarak evet vergi kaçırmak için böyle ödeme de talep edebiliyorlar sizden. Fakat yargıtayın da yine yakın zamanlarda artık hükmettiği bazı kararlar var yine bazı durumlarda aslında sizin açıklama yazmasanız bile borç olarak yargıtayın kabul ettiği durumlar oluyor. O yüzden sizin o parayı gönderme nedeniz belli ise mutlaka ve mutlaka onu belirterek o ödemeyi yapmanız kesinlikle hayrınızda olacaktır. Peki şimdi benim kafamda bir suru işareti canlandı o da şu aslında borç diye bir aslında açıklama yazılırsa o borç alındı mı yoksa ödendi mi aslında pek de net değil. Bu konuda vatandaşlar herhangi bir şekilde birine borç gönderirken konu kısmına ne yazmalı ya da borcu kendi borcunu tam tersi olduğunda ne yazmalı. Oradaki ayrıntıya da biraz dikkat çekmek istiyorum çünkü yalnızca borç dediğinde ödendi mi yoksa alınacak bir borç mu orada kafalarda soru işareti kalıyor tahmin edersiniz.

06:07Evet yani dediğim gibi taraflar arasında bir borç varsa örnek veriyorum bir icra takibi olmuş olsun iki kişi arasında alacaklı borçluya karşı bir icra takibi başlatmış olsun. Hangi miktarın daha doğrusu o noktada bir önemi yok ama icra dairesine değil de taraflar harican kendi aralarında yaptıkları bir anlaşma ile aslında sözlü bir anlaşma ile belki bedelden de indirim yapmak suretiyle harican bir ödeme de anlaştılar diyelim ki bu ödemeyi yaparken işte örnek veriyorum Ankara üçüncü icra dairesi şu esas numaralı dosyadaki borçluğu X şahsının adına yapılan ödemedir diye net bir açıklamanın yapılması tamamen işi artık aydınlatacak bir noktaya gitmiş oluyor. Yani arada böyle belli bir borç ilişkisi varsa ya da bir sözleşme varsa ya da bu bir aydat borcu bile olabilir. Aslında basit görmek gerekiyor aslında bakarsak çünkü bazen bu tarz belki ufak gözümüzden kaçan detaylar epey bir ceplerimizi yakabiliyor. O yüzden bu konuda bize aydınlatınız için tekrardan teşekkür ediyorum ve bir sonraki soruma geçiyorum. Az önce sizce sözlü anlaşmadan bahsettiniz sözlü anlaşmada hukuken geçerli midir bu bir borç doğrulu mu diye soracağım size. Şimdi şöyle yine borçlar kanunu da zaten yazılı olarak geçerlik şartına bağlamış sözleşmeler var ve aynı zamanda sözlü olsa dahi geçerlilik doğran sözleşmeler var. Eğer ki sizin yaptığınız sözleşme örnek olarak veriyorum belirsiz süreli bir kira sözleşmesi ise ya da belirsiz süreli bir iş sözleşmesi ise bir ara işe giriyorsanız ve belirsiz süreli olarak yapılıyorsa bu sözleşme zaten sizin sözleşmeniz sözlü olarak yapılsa dahi geçerli oluyor.

07:52Bu bir işçi işveren ilişkisi ise eğer işçinin nasıl ki işi yerine getirme edimini yüklenmiş oluyorsa iş veren de onun karşılığını ödeme edimini yüklenmiş olmuş oluyor ve bu şekilde de arada yazılı bir sözleşme olmamasına rağmen aslında taraflar borç altına girmiş oluyor ve bu hükümlüklerini ifade etmeleri gerekiyor. Yine kira ilişkisinde de öyle sözlü olarak yapılmış bir kira sözleşmesi olsa dahi bir kira ilişkisinin varlığını kabul ediyoruz. Tabii ki de yani tarafların bu konuda yaşayacakları herhangi bir husumet ya da bir uyuşmazlık noktasında ispatı yönünden problem yaratacağı için biz her zaman sözleşmeleri zaten avukat eliyle ve yazılı bir şekilde yapılmasını öneriyoruz. Evet aslında burada siz de şuna dikkat çekiyorsunuz söz uçar yazı kalır diyoruz. Burada da gerçekten çok hayatı önemli taşıyor çünkü borç artık hayatımızın her alanında var olmaya devam ediyor bu konuda da gerçekten titiz davranmak çok çok önemli diyelim. Evet peki insanlar birbirlerine borç verirken ya da şirketler arası borçlar söz konusu olduğunda kefil olarak nitelendirdiğimiz bir tanım var. Öncelikle o tanımı alalım ardından ben de sorunu sorayım vatandaşlarımızda bilgilendirmiş olsunlar. Yani kefalet dediğimiz durum aslında iki taraf arasındaki yapılan sözleşmede eğer ki tek tarafa özellikle borç yükleyen bir sözleşme varsa borçluğunun genelde de alacaklığının talebiyle birlikte borçluğunun borcunu ödeyemediği noktada alacağını garanti altına almak için üçüncü bir şahsı da kefil olarak sözleşmeye taraf olarak eklemesine biz hem kefalet demiş oluyoruz hem de sözleşmemizde artık üçüncü bir taraf olarak kefilimiz olmuş oluyor.

09:31Evet peki birisini kefil yaptık kefilimiz de bize güvenceyi sağladı ancak bazı şeyler ters gitti bu durumda acaba bu kefil sorumluluktan nasıl kurtulabilir diye soracağım sizlere ama. Yani kefil de artık aslında bir taraf sayıldığı için borcum yasağın sonuçlarıyla o da sorumluğu asıl borç sona erdiğinde ya da ibra edildiğinde kefilin de sorumluluğu sona ermiş olur ama onun dışında sözleşmedeki genel sözleşme genel olarak sona ermediği takdirde borç ilişkisi devam ettiği ve bir borçluğu aynı şekilde sözleşmeyi devam ettiği takdirde kefil de sorumlu olacaktır. Evet o yüzden aslında sizden de bir uyarı mesajı almak istiyorum çünkü bazı insanlar evet belli bir maddi durumda kişileri koruma altına almak açısına belki de gönülleri istediği için bunu yapıyorlar ama bu konu çok hassas bir konu çünkü çok güverdiğiniz bir insanla kefil olabilirsiniz ama ne yazık ki zamanımızda kimse kimseye güvenemiyor. O yüzden burada sizden de bir bilgül atıp aslında bir uyarı mesajı dinlemek istiyorum ama siz ne söylersiniz kefilik konusunda? Yani kesinlikle kendisine güvenmeyen birinin kimseye de kefil olmaması gerekiyor hem sizin kefil olduğunuz kişiye güvenmeniz lazım hem de ödeme noktasına kendinize de güveniyor olmanız lazım. Yani bir sözleşmeyi siz kefil olarak imza atıyorsanız sanki esas borçluğu sizmişsiniz gibi bu riski alıp sanki sizden başka borçluğu yokmuş gibi bunu kafanızda netleştirip öyle girmeniz gerekiyor yoksa günün sonunda zaten o borç ödenmediğinde siz bundan tek sorumlu kişiymişsiniz gibi işin içinde bulacaksınız kendinize.

11:05Evet anlıyorum. Peki bu zaman aşımına da gelmek istiyorum birazcık da çünkü aslında borçlar ödenmediğinde zaman aşımına uğruyor aslında hepimizin yakından bildiği kavramları ama birazcık içerisine açmak istiyorum. Bu zaman aşımla süreleri borçluğaçasından ne anlama geliyor ve hangi sürelerde borç acaba düşme ihtimaline giriyor? Şimdi zaten birden fazla borç ilişkisi tanımı var. Bunların hepsinin tek tek kanununda düzenlenmesi mümkün değil o yüzden genel zaman aşımı olarak biz on yıllık bir zaman aşımına tabi oluyoruz. Bunun istisnaları var yine TBK 147'de bunun istisnaları sayılmış bu da beş yıllık zaman aşımı süreleri olmuş oluyor zaten. Kira bedelleri, ana para faizlerini, ortaklık sözleşmelerinden doğan borçları ve vekalet komisyon acentelik sözleşmelerinden doğan borçları ya da eser sözleşmesinden doğan borçları biz beş yıllık zaman aşımına tabi tutuyoruz ama onun dışında genel zaman aşımı olan on yıllık zaman aşımına tabi diyebiliriz. Umarım hiç kimsenin borcu böyle bir zaman aşımına uğramaz. Her borç yerini bulur ve bir an önce kapanır diyelim. Aslında birazcık da şu konuya dikkat çekmek istiyorum. Biliyorsunuz ki artık kirada oturan sayısı her geçen gün birazcık daha artıyor. Bazen de ev sahibi ve kiracılar arasında bir takım sıkıntılar yaşanabiliyor. Bu kiracının maddi sebeplerinden dolayı da olabiliyor. Örnek veriyorum bir kiracı ev sahibine ödemesi gerektiği zamanda kirasına ödeyemedi. Bu tarzda acaba ev sahibi bu borcu nasıl tahsil edebilir diye sormak istiyorum ve bu kiracının borcu ödeme süresi ne kadardır diye sormak istiyorum.

12:43Kanundan yine burada belirtilen bizim kesin sürelerimiz var. Şimdi kiracı zaten kirav edelini ödemediğinde temerde düşmüş oluyor. Bu noktada kirayı verenin ev sahibini yapması gereken şey önce yazılı bir ihtar çekmesi ve çekilen ihtar namede bu borcun, birikmiş kiram borcunun ödenmesi için 30 günlük süre vermek zorunda. Yani siz bir ihtar namede çekiyorsunuz. Öncelikle noter kanalıyla bu ihtar namede içerisinde kiracıya 30 günlük süresi olduğunu ve bu süre içerisinde kendisinin borcu ödemesini ödemediği takdirde yasal yollara başvuracağınızı işte hem kirav bedelini tahsil edeceğinizde hem de kendisini tahliye edebileceğinizde dair bir ihtar namede çekmiş oluyorsunuz. Eğer ki bunun sonunda zaten ödeme yapılmazsa kirayı veren temerit nedeniyle tahliye davası açabilir. Bunun dışında bir de aynı zamanda ödenmemiş kirav borcu olan kiracıya karşı tahliye talebi idra takibi başlatmak orada yine hızlı bir çözüm alınabilir. Buradaki ödeme emriyle birlikte kiracıya giden ödeme emrinde yine belirli süreler var. 30 gün içerisinde yine kiracıya bu borcu ödemese ya da ödemeyecekse de en azından bu süre içerisinde itiraz etmesi bildirilir. Genelde burada kiracılar borcu ödemediği takdirde zaten evden tahliyesine gidiliyor. Borcu ödeseler bile kendilerini tanınan 30 günlük sürenin dışında 31. gün ödeseler bile artık hem kirav borcuna ödemiş oluyorlar ama hem de alacaklığının 30 günlük süre içerisinde ödemmediğinden kaynaklı icra kukmak yemesinde bir de tahliye davası açma hakkı elde ediyor ve hemen de karara çıkıyor açıkçası.

14:26Yani siz alacaklı ev sahibi olarak hem ödenmemiş kirav borçlarınızı tahsil etmiş oluyorsunuz hem de kiracı tahliyetime hakkını fukuken kazanmış oluyorsunuz. Evet akıllarda olan bir diğer soruya daha geçmek istiyorum. Şöyle şimdi bir kiracı ev sahibinin söylediği fiyatın belki birazcık daha altında fiyat ödüyorsa biliyorsunuz ki kira tespit davaları açılıyor. Aslında ona da birazcık değinmek istiyorum. Kira tespit davaları sonucunda eğer kira az ödeniyorsa üzerindeki o miktar ödenmesi gereken miktar borç mudur ve ne kadar sürede ev sahibine verilmesi gerekir diye bir soruma olacaktı size. Tabii şimdi eğer kira kira ilişkisi 5 yıl boyunca sürdüyse kiray veren ev sahibi tarafından bir kira tespit davası açılır. Kira tespit davası eğer ki en uygun sürelerde açıldıysa davan sonunda hükmedilen kira bedeli davat tarihinden davat tarih itibariyle geçerli olacak şekilde zaten karara bağlanır. Şimdi burada öncelikle o kiraf hakkını talep edebilmek için öncelikle bu mahkeme sürecinin kesinleşmesi gerekiyor. Yani ilk derece yargılaması bitecek, çok yüksek ihtimalleye daval taraf bir yargıya gidecek, isnaf edecek dosyayı. Dosyanın artık tam olarak kesinleşmiş bir şekilde dönmesinden itibaren bu sefer alacaklı olan ev sahibi davat tarihinden itibaren geçerli olacak şekilde her ay için, örneğin diyelimki 10 bin lira kira ödeniyordu, davanın kesinleşmesi sonucunda aslında dava tarihinden itibaren 15 bin ödenmesi gerektiğine kanaat getirildi ve diyelimki dava 15 ay sonunda kesinleşmiş oldu.

16:0415 aylık her bir ayında 5 bin liralık oradaki farkını alıp siz ilanlı icra takibine koyuyorsunuz, icra kanalıyla da zaten ilanlı icra olduğundan kesin bir şekilde siz boşluğun ödeme kabiliyeti varsa tahsil ediyorsunuz. Evet aslında bu da bir borç olarak sayılıyor diyebilir miyiz o zaman? Tabii ki, tabii ki mutlaka bir borç. Peki ne sıklıkta karşınıza bu tarz davalar çıkıyor? Çünkü son zamanlarda kiracaların artması ile birlikte aslında bu tarz problemlerin de başı çekildi diyebiliriz yavaş yavaş çünkü hemen hemen birçok insan kirada oturuyor. Ev sahipleri ve kiracılar kendi çaplarında ikisi de mağdur olabiliyorlar. Bu konuda bu borçlar sizin karşınıza çok sık çıkıyor mu bunu da sormak istiyor? Yani tahmin etinizden çok daha fazla çıkıyor. Ciddi bir problem aslında şu an bu kiracı ve kirayı veren arasındaki kira bedelleri. Kimseyi de suçlayamıyorsunuz. Burada bir suçlu yok aslında artık günümüzün ekonomik koşulları ve işte enflasyonla birlikte insanların ödeme güçlerinin de azalması ve hayatın gerçekten çok pahalı olmasından kaynaklı. Herkes yani ev sahibi de, kirayı veren de kendi taşınması üzerinden bir gelir elde etmek istiyor. Kiracı da kendi cebine göre adil bir kira ödemek istiyor. İki tarafın çıkarları çatıştığında da işte artık iş avukatları, hakimlere düşmüş oluyor hani bunun artık net bir sonuca varması. Ama artık şöyle de bir durum var şunu görüyoruz. Kiracı ve kirayı veren arasındaki bu ilişkiler de kirayı veren artık şunu teklif ediyor. Sen evimden çık yeter ki ben sana şu kadar para vereyim.

17:35Sonrasında belki diğer bir kiracıyı daha fazla fiyatta ağırlamak için yapıyor olabilir bunu aslında. Mutlaka ve gerçekten bu sefer kiracıları da evden, evi tahliye etmeleri için hem taşınma bedelleri hem bir sonraki gerçekleri evdeki belki 5 aylık kira farkı olacak şekilde yüklü bir miktarda da ödeme yapılarak tahliyeyi de ikna edilebiliyor. Günün sonunda taraflarının anlaşmasına bağlı bir şey zaten. Zaten taraflar anlaştığında birçok problem ortadan kalkıyor ancak artık insanların birbiriyle anlaşması da çok güçleşti. Burada sizlere aslında büyük büyük roller düşüyor. Gerçekten çok zor işiniz. Tekrardan size kolaylıklar diliyorum ve bir diğer soruma geçiyorum. Evet aslında kişilerin kişileri olan borçlarından bahsettik birazcık da kişilerin bankaları olan borçlarına değinelim istiyorum. Evet bu bankaları olan kredi kartı borçlarının ödenmemesi hangi hukuki sonuçları doğurur diye soracağım. Çünkü az önce de bahsetmiştim zaten hemen hemen herkes artık kredi kartı kullanıyor. Hatta kredi kartının yaşı da artık düştü. Artık neredeyse 18 yaşında doldurmuş bireylerinin neredeyse hepsinde kredi kartları bulunuyor. Birazcık da bu noktaya değinelim. Öncelikle aslında insanların harcamalarını bu borçları girmemesi için neler yapabilirler sizden birazcık onları dinleyelim. Ardından da bu borçlar hakkında nasıl düzenlemeler var bunları alalım. Şimdi bankalar da ve şahıslar arasındaki olan borç ilişkisi aslında yine temelde çok basit bir borç ilişkisi fakat burada taraflar iki gerçek kişi değil.

19:09Bu sefer bir tarafa banka, bir taraf işte biz tüketiciler olmuş oluyoruz aslında. Bankalar da kişilerin çektikleri kredi ya da kredi kartları borçlarının belli süreler içerisinde ödenmediğini de zaten çok hızlı ve ivedi bir şekilde yasal sürece başlıyorlar. Gerçi o yasal süreç başlamasa bile bankalar hemen eğer bir borç varsa ortada direkt kişileri telefontan arayıp sürekli olarak bunu hatırlatıyorlar. Aslında unutmamaları ve aslında o boyuta gelmemeleri için diyelim. Sıkça arıyorlar çünkü geçtiğimiz günlerde bir arkadaşım yaşamıştı sürekli telefonu çalıyordu. Aslında sebebi de kredi kartı borcuydu işte askerisi ödenmiş ya bu aslında çok geniş bir konu bizim burayı belki de sığdıramayacağımız kadar geniş bir konu. Bunu aslında değerlendirebilir miyiz? Peki bu bankaya olan borçların tatsit edilme süreçleri yargıda nasıl işliyor? Bu eğer zaten kredi kartı borcuysa tüm genel geçer söyler burada da işliyor. Eğer bu bir kredi borcuysa siz bir kredi çektiyseniz orada bir farklılık var sadece. Bu belli süreli tüketici kredi sözleşmesi olarak geçtiği için tüketicinin birbirini izleyen en az iki taksidi ödemede temelde düşmesi gerekiyor öncelikle. Siz bir tüketici olarak iki taksidi eğer ödemediyseniz bu sefer banka size bir ihtarname göndererek iki taksidi ödemedin ben sana en az 30 gün süre veriyorum. Bu 30 gün içerisinde sen bu borcu ödediyip sizi bir uyarıyor. Bu uyarıdan sonra eğer ki siz ödemezseniz toplamda bankanın bekleyeceği süre 90 gündür.

20:41O 90 gün süre içerisinde borcu ödediniz, ödediniz, ödemediniz direkt olarak icra takibinde olduğu gibi maruz kalırsınız zaten. Fakat bu 90 günlük sürede de aynı şekilde faiz işlemeye devam ediyor. İşleyen faizler de az buz değil yüksek faizler işliyor açıkçası. Evet çok dikkat etmek gerekiyor ama toplamda biz 90 günlük süre var diyebiliriz sadece orada da faizlerimiz işlemeye devam ediyor. Evet aslında banka borçlarından bahsederken aslında şunu da dikkat çekelimi istiyorum. Biliyoruz ki bankaya olan borcumuz öderken özellikle kredi kartlarında buçuk sıkça karşımıza çıkıyor. Kredi kartı borcu olan kişiler eğer ödeme güçleri yoksa askeri ücreti ödüyorlar. Birazcık bu konuda bilgilendirebilir misiniz bize? Aslında askeri ücretlenilen nedir? O da bir faiz acaba kişi için doğurur mu? Bunlara da dikkat çekelim çünkü bazı vatandaşlar yalnızca askeri ücreti ödüyorlar. Sonrasında hiç hoş durumlar yaşanmıyor, bir bakıyorlar gerçek borçları kendi olan borçlarından çok daha fazla gelmeye başlıyor. Bu konuya da dikkat çekelim çünkü birçok vatandaş bu konuda çok mağdur oluyor. Asgari ücreti nedir ve az önce sorduğum soruların cevabı nelerdir? Burada önemli olan kısım askerinin ödenmesi değil. Yani sizin aylık zaten harcadığınız kendi kredi kartınızdan harcadığınız bedel belli. Sizin mutlaka onu ödemiş olmanız gerekiyor. Yani hem önceki ailerden taksitler olabilir zaten burada. Üstüne o ay içerisindeki harcamalar bindiğinde size kesilen ekstre neyse siz onu ödemiş oluyorsunuz. Asgari ücretini ödemiş olmanız aslında günün sona çok bir şey ifade etmiyor.

22:13Çünkü kalan kısma yine faiz işliyor. O yüzden siz asgari ödeyip ekstreyi aslında kendinizce atlatmış olduğunuzu düşündüğünüz noktada kalan kısma yani üçte birini ödiyorsunuz diyelim ki üçte ikisine yine faiz işliyor. Faizler çok yüksek. Borç giderek artmaya devam ediyor diyebilir miyiz? O zaman vatandaşlarımız bu konuda çok çok dikkat etsinler. Elinizden geldiğince evet zor bazen evet ama bu konuda birazcık daha asgari ücreti ödemek derse kendi asıl borcumuzu ödemek daha güzel olacaktır diye düşünüyor. Burada bir soru daha eklemek istiyorum. Örnek veriyorum maaşla çalışan bir vatandaş bir borcu var. Örnek veriyorum altı ay boyunca asgari ücreti ödedi. Acaba maaşını direkt bankayı yatırması mı onun borçlanması konusunda onu birazcık daha açığa çıkarır. Kredi kartı üzerine ödemeler gerçekleşiyor çünkü asgari ücreti değil de tüm ücreti ödüyor. Sonra diyor ki kredi kartın içinden tekrar kullanayım. Aslında kredi kartı bir borç. Evet. Vatandaşların kaçırdığı nokta burada birazcık boğuluyor aslında. Vatandaşlar kredi kartından harcarken sanki parayı da banka ödeyecekmiş gibi düşünüyor. Buraya da aslında bir dikkat çekelim istiyorum çünkü birçok vatandaş bunu düşünüyor ve bu yüzden çok ciddi borçların altına tekrar tekrar girmiş olabiliyor. Aslında bir de günün sonunda parayı kazanmadan harcadığımızda zaten o noktayı kaçınılmaz noktayı ulaşmış oluyoruz. Önce parayı kazanıp sonrasında harcamaları yönettiğimizde bu daha kontrol edilebilir bir noktaya gidiyor. Çünkü siz maaşınızı kaçırmak istediğinizde ne kadar uğraşırsanız uğraşın günün sonunda banka avukatları maaş hajizdeyle bile olsa onu sizden tahsil edecektir yani.

23:46Çok bir kaçışı yok bunun. Sadece maaş hajizde değil taşınır taşınmaz hacizleri ya da direkt evinize fiili hacizle çok büyük yaptırımlara maruz kalabilirsiniz. O yüzden de kesinlikle bu borç konusunu askerisinin de ödenip ödenmemesi noktasında işleyen faizler kişiye uzun vadede hiçbir yarar getirmiyor. Bunun da aslında dikkat çektik birazcık da şuraya evrilmek istiyor sorum aslında kafamda çokca soru var gerçekten. Hangi birini sorsan bilemiyorum çünkü borç gerçekten birçok vatandaşın canını çokca sıkan gün önünü zehreden bir şey o yüzden peki bu bankalar yapılandırma fırsatı sunuyor. Aslında bu yapılandırma da bir borç mudur çünkü bankadan alanıyor bildiğim kadarıyla. Bizi birazcık bu konuda dahi dinlatır mısınız acaba? Bu yine sonuçta bankaların sunduğu de bankaların takdirine kalmış bir durum yapılandırma yapada biliyor yapmaya da biliyor. Orada sizin aslında şöyle bir durum var diyelim ki borcunuzu ödeyemiyorsunuz toplamda belli bir borç artık birikti. Bu borcu eğer ki ödeyemediğiniz noktada bankanın bir yapılandırması varsa aslında siz onu artık olan borcu faizleriyle birlikte yeniden taksitlendirmiş oluyorsunuz. Bankanın ezdiğinde olumlu bir noktaya götürüyor sizi çünkü eğer ki borcunuzu yapılandırırsanız tamamlıyor o zaman bekliyor. Bu az önce bahsettiğimiz bu işe taşınır taşınmaz maaş acizleri ya da fiil aciz gibi noktalara gitmeden aslında size ikinci bir şans verip ödeme fırsatı sunmuş oluyor. Aslında bankaya olan borcu bankayla tekrar kapatmaya çalışıyor vatandaşlar diyebiliriz.

25:17Evet peki birazcık da şuradan bahsetmek istiyorum. Bankalardan bahsettik kiracılardan, kişiler arasındaki borçlardan bahsettik. Şimdi de eşlerden birinin borcunun diğer eşi nasıl etkilediği konusuna değinmek istiyorum. Çünkü biliyoruz ki hele evlilik zamanında birçok vatanda çok ağır borçların altına giriyor. Bunu genellikle erkek tarafları yapıyor, erkekler üstleniyor diyebiliriz. Bu borçlar evlilik konusunda tekrardan karşımıza çıktığında eşleri nasıl etkiler diye sorsam ne cevap verirdiniz bize? Şöyle aslında kişilerin edindiği kendi üzerlerinden, edindikleri boşlardan bir diğer kişi ya da eşlerin sorumunu tutulamaz. Yani burada önemli olan şey eşlerin birbirine kefil olup olmadığı. Eğer ki kefil olduysanız tabii ki de aynı oranda siz de sorumlu olacaksınız. Ama günün sonunda zaten bizim hukukumuza göre bir eşin kişisel borcundan dolayı diğer eş zaten sorumlu tutulamıyor. Evet peki bu aile hukukuyla borç ilişkisi nasıl düzenleniyor hukukta? Aslında bu da aklımızdaki bir soru işareti. Şöyle aile hukukundaki borç durumu bizi en çok boşanma noktasında ilgilendiriyor. Günün sonunda bizim Türk hukukumuzda aslında genel geçerli olan evlilik başında siz kendiniz değiştirmediğiniz takdirde mal rejimi olarak edinilmiş mallara katılma rejimi kabul ediliyor. Bu da ne demek? Evlilik birliği içerisindeki edinilen tüm mallar ve borçlar boşanmanın gerçekleştiği noktada iki tarafa eşit olarak paylaştırılır demek bu. Bu bir alacak da olabilir, taşınmaz da olabilir, taşınır olabilir, bir kredi borcu olabilir.

26:51Tarafların işte evlilik birliği içerisinde evlilik birliği adına edindiği çektiği krediler olabilir. Eğer ki boşanırsanız tabii ki de iki taraf olarak siz sorumlu olacaksınız. Bizim hani aile hukuku açısından en çok önemli senan nokta, en çok daha doğrusu üzerinde düşünülüp bizi problemi çözmek zorunda kaldığımız nokta boşanma konusunda gündeme geliyor. Evet, boşanma konusunda dedik birazcık borçlardan bahsettik. Şunu da sormak istiyorum. Biliyorsunuz ki son zamanlarda bir yasa geldi ve aslında yasa bizde şunu söylüyor. Erkeğin takılan takı kadınındır dediler ve artık düğünlerin geleneği de değişti. Eskiden sadece kadınlar alırdı, kadının hakkıydı. Şimdi bu haklar eşit olarak dağıtıldı. Peki kişilerin bu düzen içerisinde kişilerin altınları da bir borç mudur? Örnek veriyorum, kız erkekten bir borç istedi, o da altınlarından verdi. Acaba bu borcun da bir hukuki düzenlemesi var mıdır diye soracağım. Çünkü bunun röportajını gerçekleştirmiştik sokakta. Bir baktık gerçekten vatandaşlarda diyor ki ben zaten ona vermiştim, sonra geri alamadım gibisinden yanıtlar alınca bu da aklıma gelen bir diğer soru oldu. Eğer ki bu evlilik biri bir boşanmaya gidiyorsa zihnet alacağı dediğimiz başlık zaten kadın açısından kesinlikle bir alacak olmuş oluyor. Şimdi fakat yargıtayın bu noktada yani iki taraf açısından da ayrı ayrı düzenlemeler var. Kadına ait denilen bir yargıtay kararları da sayıca çok fazla ama kime takıldıysa ona ait diye görebileceğimiz bir yargıtay kararı da mevcut günün sonunda.

28:25Fakat yine de bizim uygulamada gördüğümüz biraz daha bu kadına takılan, özellikle zihnet dediğimiz takılar, kadına ait zihnet alacağı zihnet takıları. Kadına ait oluyor günün sonda, eğer ki erkek taraf bunu alıp bir borç ilişkisi kapsamında düşünmeden onu alıp harcadayız. Çünkü o da orada bir sözlü borç haline geliyor ki. Evet evet, eğer boşanırlarsa kesinlikle kadın tarafından net bir alacağı dönüşüyor. Bu ve mutlaka da talep edilen bir şey. Evet peki birazcık da borç teminatlarına gelelim istiyorum. Borç teminat nedir? Ve bu teminat mekiplarıyla ipotekin önemi nelerdir diye sorsam ne cevap verediniz? Yine teminat mektubu dediğimiz ya da ipotek dediğimiz şey aslında tarafların yaptıkları sözleşme kapsamında alacaklarını ve edimi garanti altına almak için uyguladıkları bir süreç. Şimdi teminat mektubunu siz bankadan temin ediyorsunuz. Burada genelde ticari faaliyette çok fazla görüyoruz bunu. İki şirket birbireyle bir anlaşma yapıyor, bir sözleşme imzalıyorlar. Daha büyük olan şirket diyelim daha küçük olandan hem bir işe bir hizmet ortaya çıkartmasını istiyor. Hem de bunun yanında zaten eğer ki bu hizmete yerinde olduğu gibi karşılayamadığı ve bu edimi istedikleri gibi yerine getirmedikleri takdirde bir teminat mektubuyla banka kanalıyla garanti altına almak istiyorlar. Günün sonunda eğer ki taraflar birbirlerine karşı gösterdikleri, icra ettikleri daha doğrusu edimlerden memnun değillerse ya da bir borç varsa ve ödenmediği ise bu esas borç aslında bankada teminat mektubuyla garanti altına alındığından teminat mektubuyla birlikte tahsil edilmiş oluyor.

30:07Yine hem şirketlerde hem de kissel borçlarda da gördüğümüz ipotek konusunda da genelde bir taşınmaz üzerine zaten ipotek konularak bu sefer borç garanti altına alınıyor. Eğer ki bu taşınmaz daha doğrusu bu borç ödenmediği ise alacaklı taraf o taşınmazın sattırılarak borcunu da içerisinden tahsil ettirerek kendi borcunu tahsil etmiş oluyor. Evet gerçekten çok çok can sıkıcı konular birazcık değinirken tabii insanların hem çok merak etti hem de gerçekten çokca onları sıkıntıya düşüren bir konu hakkında konuşuyoruz. Evet birazcık da bu haksız fil nedeniyle doğan borçlara değinmek istiyorum, kaza veya zarar durumunda borç hükümlülüğü nasıl oluşur? Şimdi haksız filden bir borç doğması için ortada önce bir hukuken aykırı bir fil olması lazım daha sonrasında bir kusur, bir zarar ve bunların hepsinin arasında bir iliyet boyu olması gerekiyor. Eğer ki yani burada günümüzde en kolay meydana gelen açıkçası hırsızlık örneğini verebiliriz, bir kişinin diğerinin yaralamasına örnek verebiliriz, bedensel zararları örnek verebiliriz. Bir trafik kazasındaki yaralama ve ya da bazen ölüm durumlarını örnek verebiliriz. Burada zaten işin içine cezae yön giriyor, kasdan yaralama ya da taksirle yaralama ya da taksirle ölüme sebebiyet vermek gibi. Cezayi süreçler apayrı bir başlık fakat günün sonunda eğer ki böyle bir durumuna karşılaştıysanız zaten bir tazminat ödemek zorundasınız. Ben de bunu aslında sormak istiyorum. Tazminat da bir borç mudur diye soracağım size.

31:39Tabii aslında haksız fili işleyen kişi kusurundan kaynaklı, bu elimi icra ettiğinden karşı tarafa haksız filinden doğan bir borçlanma durumuna gitmiş oluyor. Bu borçta tazminat olmuş oluyor çoğu zaman. Bunun bedelini işte daha doğrusu miktarını ve türünü siz davaya açtığınızda hakim takdir ediyor. Birazcık da şuna da ilmek istiyorum. Biliyoruz ki hemen hemen birçok vatanda şararç kullanıyor ve trafik denetimlerine takılabiliyorlar. Yereka sınırlarından dolayı olsun belki emniyet kemeri takmadıkları için olsun bazı cezayı işlemler uygulanabiliyor. Bu cezayı işlemler de aslında kişinin trafik polisinin verdiği o ceza bir borç olarak geçiyor bir bakıma. Bu borçlar hakkında da birazcık konuşmak onu detaylandırmak istiyorum çünkü vatandaşın kafasına bir soru işareti oluyor. Ne kadar sürede ödemem gerekiyor bu borcu? Çünkü o ceza artık bir borç haline gelmiş oluyor vatandaş için ve ödemesi gereken bir şey oluyor. Bu konuda siz neler söylersiniz? Bir trafik cezasının ödenme süresi nedir? Birazcık da buna dikkat çekelim. Burada bahsettiğimiz şey yani bir trafik kuralını ihlal ettiğinizde zaten yaptırımına maruz kaldığınız konu bir idari para cezası olmuş oluyor. Aslında evet günün sonrasında ödemeniz gereken bir borç ama aslında bu bir ceza siz bir ceza yaptırımına maruz kalmış oluyorsunuz. Yani burada size zaten tebliğ edildiğinde o alt kısmında onu görürsünüz. Hem ödemesi süreleri hem de aynı zamanda bunu açık olan itiraz yolları zaten yazılır.

33:11Siz suç cezaya gidip öncelikle şimdi her idari para cezası da doğru olmuyor. Tabi onları kontrol etmekte çok çok önemli. Tabi tabi yani bazen promil testinden tutun işte kırmızı ışıkta geçilip geçilmediği noktasında bile pusulmet oluyor. Biz hani bazen bu vekillerimiz yani promil noktasında bile aslında daha düşükken yanlış ölçüm olma ihtimalini bildiğinde kendisi gidip hastanede ayrıca bunu bir tespit ettirip sonrasında suç cezada itiraz edildi ve bu cezaların iktidelli olduğu evet oluyor yani bunları gerçekten inceleyip sık dokunmak lazım. Eğer ki böyle bir şüpheniz varsa zaten itiraz edebilirsiniz. Itiraz ettiğiniz takdiri suç ceza bunu zaten değerlendirecektir. Bunu tespit edildiği noktada idari para cezasına demekten kurtulmuş olursunuz. Evet buna bir ceza dediniz borç demediniz ama ödenmediği takdirde bu da bir borç haline gelmiş oluyor. Peki ödenmediği takdirde bu borçların hukuku nasıl işliyor? Yani bu şöyle aslında sizin karşınızda devlet var yani burada alacaktık işte devlet artık o para bir şekilde sizin alanları siz buna demek zorundasınız. Vergi borçları gibi düşünün ödemediğiniz takdirde tabi ki tabi ki orada da her yerde faiz işliyor zaten o yüzden mutlaka ödenmesi gerekiyor bu borçların. Devleti de zaten bir şey yapmaya ya da yapmamaya zorlayamazsınız. Kanunu neyse onu uygulamakla hepimiz mesulüz. Evet o yüzden o ceza bir borca dönüşmeden kişilerin ivedikle bu borcu ödemesi eğer bu cezayı haksız yere kesildiğini düşünüyorsa da gerekli mercilere başvurarak haksız olduğunu, haklı olduğunu gösterip aslında bu noktada kendi yollarını daha doğru çizmeleri gerekiyor diyelim.

34:54Evet peki bir borcun ödenmediği durumda mal varlığını haciz koyulabilir mi? Eskiden çokça filmlerde izlerdik, dizilerde izlerdik, kişilerin evine haciz gelir de televizyon işte koltuk evin içinde her ne varsa onlar götürürdü biz bunlara biraz biraz filmlerden dizilerden şahit oluyoruz. Peki gerçekten bu haciz işlemi bu şekilde işliyor mudur ve hangi durumlarda haciz edilebilirim Allah'ın? Evet işliyor kesinlikle maalesef işliyor yani daha doğrusu fiili haciz çok fazla size borcu tahsil ettiren bir yön değil onu hani açıkça söylemek lazım. Şimdi siz eğer ki borçluysanız ve bir icra kesinleşmiş bir icra takibi varsa borçlu adına yapılabilecek, borçlu alehine yapılabilecek şeyler yine az önce de bahsettiğim gibi üzerine bir taşınır varsa ya da taşınmaz varsa bunlara önce haciz konulur. Daha sonrasında eğer bir maaş varsa ortada maaşını haciz konulur bunların hepsinin sorgulaması yapılır. Kimsenin ilk tercihi eve fiili hacizde gitmek olmaz açıkçası alacaklı olarak fakat günün sonunda bunların hiçbiri yoksa fiili hacizde de gidilir ve yani bu boş bir şekilde tahsil edilecekse eve de gidilir. Fakat evlere gittiğimizde yani bu bir konu tusa gerçekten yani çok fazla hacizde kabil mal çıkmıyor. Yani sizin evinizde bir televizyon varsa bunu yani haciz edemiyoruz zaten bir buzdolabı varsa haciz edemiyoruz şimdi bu temel ihtiyaçların ikişer tane olacak ki haciz edilip alınacak o şekilde de eşyalar götürürsün. Tabii tabii aynen ama tabii ki bu bir iş yeri ise bir ticaret dönen bir yer ise içeride genelde mal olmuş oluyor bunların üzerinden haciz konulup onların bir yedi emine teslim edilmesi ya da yedi emin olarak borçluya bırakılıp daha sonrasında satılarak oradan alacağın

36:39tahsil edilmesi de ayrı bir boyut fakat kontolar kullanan yerlere gidilen fiili hacizden çok bir fayda alınamazdı yani. Yani o zaman şöyle bir şey aslında oluyor bir kişi gelip de kapıyı çalıp tak tak tak borcun var senin televizyonunu temel ihtiyaçlarını alıyorum götürüyorum deme gibi bir lüks yok. Hayır peki az önce iş yerlerinden de bahsettiğiniz iş yerlerinin herhangi bir durumda iflas konusu söz konusu olursa borçlu iflas ederse alacaklar ne yapabilir ve iflas sürecinde haklar nasıl korunur diye sormak istiyorum. Şimdi eğer ki borçluğunun iflas ettiği ilan edilirse ve bu kesinleşirse zaten iflas kararı verildikten sonra iflas dairesi ve seçilen özel iflas organlarıca bu iflas süresi yürütülüyor iflas masası kuruluyor. Eğer siz alacaklı olarak zaten daha öncesinde haciz yani hacize gittiyseniz daha doğrusu icra takibi başlattıysanız siz sıraya girmiş oluyorsunuz bu borçluğunun tasfiyesi ne gidildiğinde yani bu bir şirket olarak düşünelim bu şirketin tasfiyesi ne gidiliyor varsa mal varlıkları satılıyor ya da onların alacakları belki alınıyor tahsil ediyor derken sırasıyla alacaklıları zaten paraları ödeniyor. Yani iflas da şöyle bir detay var belki bu aşama da söyleyebileceğimiz en azından sizin alacaklı olarak muaccel olmayan yani vadesi gelmemiş bir borcunuz olsa dahi borçlu olan şirket iflas ettiğinde artık sizin alacağınızda muaccel hale gelmiş yani talep edilebilir bir hale gelmiş oluyor siz de onu icra takibinde sıraya yazılarak alacağınızı tahsil edebilirsiniz.

38:14Evet aslında umarım kimsenin başına bir iflas söz konusu olmaz kimsenin başına bir iflas gelmez ama gerçekten bunlar hayatın içinde yaşadığımız şeyler hemen hemen birçok vatandaş borçlardan iflas durumundan çokca sıkıntılar yaşıyor bu yüzden en başta durumu doğru bir şekilde yönlendirebilmek hayatı önem taşıyor. Umarım ki hiçbir vatandaşımız buralara gelmeden bu tarz sorunlarla karşı karşıya gelmeden kendi borçlarını kolaylıkla öderler diyorum ve bir sonraki soruma geçiyorum borçlu ve alacaklı arasında oldu ki bir anlaşmazlık söz konusu oldu bu anlaşmazlıkta hangi hukuki yollar izlenmeli diye soracağım size çünkü biliyorsunuz ki vatandaşlar kendi kendine konuştuklarında arada bazı sıkıntılar çıkabiliyor bunlar bir sıkıntı doğurabiliyor. Zaten avukatlarımız da her birimizin birer sözcüsü gibi bu konuda çok büyük rol taşıyor aslında sizler bizim işlerimize vatandaşların işlerini çok daha kolaylaştırıyorsunuz ama bu konuda eğer bir avukat yoksa başta iki kişi borçlu ve alacaklar arasında bir sıkıntı ve husumet yaşandıysa burada nasıl bir hukuki yolu izlenmeli? Şimdi borç konusu çok tehlikeli bir konu çünkü insanların maalesef gerçekten çok agresif davrandığı ve karşı tarafa biraz saldırgan yaklaştığı bir konu o yüzden ben daha tutup yani çok görmedim açıkçası hani işi hukuki boyuta taşımadan çok kolaylıkla bu borçların tahsil edildiği çok makul insanlar arasında oluyor açıkçası öyle söyleyeyim ama bunun dışında genel olarak zaten ilk baş ilk yapılan şey bir icra takibine borcun söz konusu olmadı.

39:51Burada elimizdeki belgeye göre gideceğimiz icra takibi yolu değişecektir eğer bir elimizde bir sözleşme mi var bir cambiosenedi mi var yoksa bir fatura mı var yoksa bir mahkeme ilamı mı var buna göre öncelikle bizim zaten hangi icra takibi yoluna gideceğimiz belirleniyor illaki icra takibine gitmemize gerek yok direkt olarak bir alacak davası da açılabilir bu noktada fakat bunun için de tarafların tüketici mi, tacir mi, gerçek kişimi, tüketici mi tüketici mi. Sözel kişimi ya da o borcun niteliği ne bunların tespit edilmesi de görevli ve yetkili mahkemenin tespit edilmesi için fayda sağlıyor yani siz tüketici mahkemesini de mi açacaksınız davayı, ticarette de mi açacaksınız yoksa Asli'ye kuka mı gideceksiniz bunun belirlenmesi lazım. Aynı zamanda yine bu ticari ilişkilerde de ara buluculuk davar şartı olduğu için bazı noktalar da ara buluculuk davar şartı da var öncelikle bunu yerine getirip sonrasında davayı yoluna gidebiliyorsunuz ya da dediğim gibi en başta icra takibine söz konusu ettiğinizde eğer ki itiraz yolu açıksa ve borçlu itiraz ettiğinde bu sefer itirazın iptali için ayrıca bir davayı açmanız gerekiyor. Dava davayı açıyor, nasıl borç başladığında bitmiyorsa aslında bu tarz davalarda bir diğer davayı aslında önümüze çıkartıyor diyebiliyoruz. Yavaş yavaş programımızın da aslında sonuna gelirken son sorumu da yöneltmek istiyorum sizlere. Bir borç var ortada bu borcun devredilmesi mümkün müdür diyeceğim ve bu borcun devre nasıl gerçekleşir diye soracağım çünkü vatandaşlar çok da sıkıştığında bu yolu tercih edebiliyorlar bu konuda hukuki, düzen bize neler söyler birazcık sizden dinleyelim.

41:29Borcun devredilmesi evet mümkün fakat burada şöyle söyleyeyim borcun devredileceği diğer borçluyla yani iki borçluğun arasındaki anlaşmadan ziyade bu anlaşmadan alacaklığının haberdar olması gerekiyor. O yüzden de siz eğer bir borçlu olarak borcunuzu devretmek için sizin belki alacaklı olduğunuz başka bir borçlu var ve siz bu borcu devredeceksiniz. Siz anlaştığınız tamam fakat bu anlaşmayı alacaklığa mutlaka bildirmeniz lazım eğer ki alacaklı bu borcun devrine onay verirse tamam borcun devri gerçekleştirebilir fakat alacaklığın onay vermediği bir senaryoda borcun devride mümkün değil alacaklığın onayına tabi bir durum var ortada. Evet bugün aslında hukuk masamıza borç konusunu yatırdık sizinle bir gül atıp vatandaşları uyarmak istediğiniz hususlar varsa son olarak sizden bunu alalım ve programımızı kapatalım isterim. Agresif davranmayı kimseye önermiyorum insanın anlaşmaya gönlünce açıkçası tüm sorunlar çözülüyor. Yine destek alınması gereken avukatlarımız var kesinlikle yasal danışmanlık kalıp süreci o şekilde ilerletmelerini öneriyoruz. Siz de bizi kırmladınız buraya geldiniz bu konuda vatandaşları bilgilendirmek için eninizden geleni yaptınız çok çok teşekkür ediyorum ve programımıza noktalıyoruz. Bir hukuk masası programında daha bir hukuki meseleyi masamıza yatırdık sizlere aydınlatmak için umarız ki verdiğimiz bilgiler size için kıymetli ve değerli yerlerde olmuştur. Tekrardan görüşünceye de kendinize çok iyi bakın hoşçakalın.

43:03[Jenerik]

Danışmanlık

Dosyanız içingörüşelim.

Bu sayfadaki bilgiler genel niteliktedir ve hukuki danışmanlık yerine geçmez. Somut olayınıza ilişkin değerlendirme için ofisimize ulaşabilirsiniz.

Randevu Alın